Zaman ne dersen, sadece bir avuç toz derim... Bahçedeki ağaçlarda toz, kireç badanalarda toz, ağzımızdaki harflerde toz, rüyalarımızın buğusunda toz, çocuklarımızın gülüşlerinde toz, yağmurların mavisinde toz, kapı kollarında toz, hayvanların Bakışlarında toz, sevdiklerimizin seslerinde toz... Eşyalardan bize bizden eşyalara yavaş yavaş geçen bir uzun ölüm. Eşiklerimizde çırpınan pıtraklı bir yorgunluk. Canımızda halkalanan elsiz ayaksız uzaklar. Gövdemizde pul pul hayal acıları. Biliyor musun, insan birden yaşlanıyormuş. Çocukların gezmeleri, yaprakları sular, büyüklerin gökyüzü saatleri, yatak kokuları, eşiklerin büyüsü, ay masalları, ağaçların düğünü. Yaşama mucizesi diye diye sevdiğimiz ne varsa, birden bir çınlamaya dönüyor. Yaşlanmanın da ötesinde, insan zaman kılığında bir ölüm hecesiymiş.