Mustafa Bag

Mustafa Bag
Tümüyle edilgen bir dinginlik sıkıcıdır ve bir tür duyarsızlıktır; endişeden doğan bir farkındalık ise pek cezbedici bir şey değildir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Skeptisizm
“Gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü hiç, Neo? Eğer o rüyadan uyanamazsan ne olur? Rüya alemi ile gerçek dünya arasındaki farkı nasıl ayırt edersin?” -Morpheus, Matrix (1999)
Descartes'e gore insanlar Tanrinin surekli yaratımı olmadan var olmadıkları icin hazlarimiz, acılarımız, duygularımız ve anılarımızın bir gerçekliği yoktur...
Milgram Deneyi: İtaat Dersleri
1960’larda Yale Üniversitesi’nde bir psikolog olan Stanley Milgram, itaat üzerine korkutucu bir dizi deney gerçekleştirdi. Milgram, bir durumun bir kişinin bilincini nasıl etkisi altına alabileceğini gösterdi. Bulguları; Yahudi Soykırımı, My Lai Katliamı ve Ruanda’daki soykırım gibi zamanımızın bazı büyük vahşetlerini açıklamak için kullanıldı. Milgram, erkek ve kadın deneklerini hukukçuları, itfaiyecileri ve inşaat işçilerini içine alacak şekilde hayatın tüm alanlarından seçti. Hepsi, saati 4.50 dolara, öğrenme ve cezalandırma üzerine bir deneye katılmaya hazırdı. Denekler, görüş alanı dışında olan ama yan odadan duyabilen bir “öğreniciye”, bir çağrışım sözcükleri listesini okuyan “öğretici” olarak davranmak üzere, beyaz önlüklü bir doktor tarafından yönlendirildiler. Eğer öğrenici bir çağrışımı yanlış algılarsa, o zaman öğreticiden her bir yanlış cevabın arkasından öğreniciye voltajı arttırarak elektrik şoku vermesi istendi. İlk şok, “hafif şok – 15 volt”, sonucusu “tehlike: ciddi şok – 450 volt” olarak etiketlendi. Elbette, gerçek deney, ne kadar cezalandırmayı üstlenebileceklerini görmek üzere öğreticiler üzerineydi. Bir oyuncu olan öğrenici, 180 voltta acıya dayanamayacağını feryatlarla iletiyordu, 300 voltta katılmayı reddediyordu, 330 voltta sessizlik vardı. Stanley Milgram’ı şaşırtan şey ise deneklerin % 65’inin, öğrenicinin hafif bir kalp sorunu olduğu söylenmesine rağmen sonuna kadar gidip 450 volta basmalarıydı. Öğreticilerin pek çoğu ciddi şekilde rahatsız olmuştu –bolca terleyerek ve dudaklarını ısırarak– ama beyaz önlüklü deneycinin kışkırtmasıyla, ahlaki vicdanlarına rağmen devam ettiler. Milgram’ın bulgusu, 1960’ların akademi camiasını hem etik açıdan tartışmalı yöntemleri hem de ürkütücü sonuçlarıyla dehşete düşürdü. Ama bu araştırma, sıradan