Epikürcüler, var olan her şeyin atomlar ve boşluktan veya boş uzaydan oluştuğuna inandılar. Sonuç olarak ruhun kendisi atomlardan oluşur; maddedir ve bedenle beraber ölür. Epikürcüler, tanrılara inanıyor, ama onların insanlarla uğraşamayacak kadar kendi hazlarıyla meşgul olduklarını düşünüyorlardı.
Helenistik dünyadaki çoğu felsefe okulunda olduğu gibi, Epikürcüler şu soruya odaklandılar: İyi yaşam nedir? Bu soruya şöyle cevap verdiler: İyi yaşam, mutlu bir yaşamdır. Mutluluk ise hazzın mevcudiyeti ve acının yokluğuydu. Ancak, onların haz ve acı psikolojisi benzersizdi.
Epikürcüler, hazları durgun ve aktif hazlar olarak ikiye ayırdılar. Kinetik bir hazdan keyiflenme; bir arzuya sahip olmayı, arzuyu tatmin etmeyi ve sonrasında o arzunun yokluğunu deneyimlemeyi içine alıyordu. Örneğin yiyecek arzusu, birinin aç olması, yemek yemesi ve sonrasında doyması dolayısıyla kinetik bir hazdır. Statik bir hazdan keyiflenme, zıt olarak, arzuyu azaltmaz. Felsefî tartışmayla meşgul olma statik hazzın bir örneğidir: Felsefe yaptıkça, daha fazla felsefe yapmak istersiniz.
Epikürcüler, bazı kinetik zevklerin gerekli ve iyi olduklarını kabul ederken, hep daha fazlası için arzu yaratan dürtülere karşı uyardılar. Örneğin, hoş tatlıları tüketme alışkanlığı, daha basit tatlılardan haz almayı veya tatlıların tümden yokluğu durumunda tatmin olmayı zorlaştırır. Bu nedenle Epikürcüler, kişinin basit yiyecekler yiyerek ve sadece arada sırada lüksten keyiflenerek genelde sade bir şekilde yaşaması gerektiğine inandılar.
Başarı çalışarak ,emek sarfederek mümkündür. Ancak sonucu her şeyde olduğu gibi yine şans ve kadere bağlıdır. Önemli olan sonuç değil tüme varımında bulunursak, geriye döndüğümüzde mutlu olacak çok sebebimiz olur.
Stoacılar için en önemli mesele, bir kişinin nasıl yaşaması gerektiğidir. Cevapları ise kişinin mutluluğu –Yunanca’da eudaimonia– araması gerektiği, şeklindedir. Peki ama mutluluk nedir? Stoacılar için mutluluk, “ruhun mükemmel bir faaliyetiydi” ki, bu da ancak erdemli, cesur, uyumlu ve sabırlı olmakla mümkündü. Zenginlik, şöhret ve sağlık gibi şeyleri arzulamanın akla uygun olduğuna, ama mutluluğun aslında onlara sahip olmakla bir ilgisi olmadığına inandılar. Gerçekte Stoacılar, tümüyle erdemli bir kişinin, fiziken iyi durumda olup olmadığına aldırmaksızın mutlu olabileceğine inandılar. Kişi, kendisine eziyet edilirken bile mutlu olabilirdi.