Müspmür

Müspmür
@Muspmur
Onlar ağızlarıyla Allah;ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Elhamdülillah
16 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·433 syf.·
2026 4. kitabı
Hulefâ-i Râşidîn dönemi, uzun zamandır merak ettiğim fakat yaşanan olayların hassas olması sebebiyle okumaktan imtina ettiğim, doğru yazarı bulmakta zorlandığım bir dönemdi. Bu şahsiyetlerin sadece Hz. Peygamber’e (s.a.v) ve İslam’a yaptıkları hizmetlere vakıftım; ancak Peygamberimizden sonraki ülke yönetimi ve siyasi çekişmelerde onların da birer insan olduğunu, hatalar yapabildiklerini görmek beni hem üzdü hem de Peygamberimizin ne kadar eşsiz bir rehber olduğunu daha iyi anlamamı sağladı. ​İnsan, yaşanan kötü olayların hiçbirinin yaşanmamış olmasını dilerdi; ancak nihayetinde yaşadığımız dünya bir imtihan dünyası. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin, hepsinden razı olsun inşallah.
Anahatlarıyla İslam Tarihi - 2. CiltAdem Apak · Ensar Neşriyat · 20111,096 okunma
Reklam
Aşksız amel ve posa imanı da gene hiç bir mâna ifade mez. Hazret-i Hasan abdest alırken düşecek kadar sararır- mış... Sapsarı kesilirmiş... Kan kalmayacak kadar, yüzünde... Yanındakiler sorarlar: "- Niçin bu hale geliyorsunuz?" Cevabı: "- Kimin huzuruna çıkmaya hazırlanıyorum, biliyor musunuz?" İşte amel böyle olur. Hazret-i Hasan'ın aldığı abdestle, Bayezid-i Bestamî'nin kıldığı namazı eda edecek var mı? Namaz kılarken şeriata hürmetinden kaburga kemiklerinin çatırdadığı duyuluyor büyük Velî'nin...
Netice olarak İslâm, zaman cenderesi içinde bu cendereyi kırıcı teklik ifade eden bir sistemdir. Dünya'yı bırakmak da yoktur, İslâmiyet'te... Istırabı, çileyi, hasreti bırakmak yoktur; burası, dünya ıstırap yatağı... Onun için Şeriat en güzel ismini vermiştir dünyaya: "- Dünya Ahiretin tarlası..." Burada ne ekersen orda onu biçilmiş bulacaksın; burada zaman içinde inlerken orada zaman üstü huzura ereceksin. Onun için dünya'yı terketmek yok... Tasavvufta bir çok terklerden sonra, terketmeyi de terketmek var. Tekrar dünya'ya dönmek ama dünyaya kendi hakkı kadar pay vermek, onu hakkının üstüne çıkarmamak... Sır burada...
Söz Hazret-i Ebu Bekir'e ait, ondan da Bayezid-i Bestamî'ye geçmiş bir duadır. Şöyle: ​"— Yârabbi! Sen kâmil kudretsin. —kâmil; eksiği ve fazlası olmayandır— Her şeye kudretlisin. Yarın cehennemde benim vücudumu o kadar büyüt ki, onu yalnız ben doldurayım. Başka kullarına yer kalmasın orada..." ​İşte erişilmez merhamet! Hattâ devrinde, hilâfetin de, aynı büyük zat, Hazret-i Ömer'in öfkesinden şikâyet edenlere: ​"— Yok yok, demiştir; kalsın, benim merhametimi tâdil ediyor, kıvama sokuyor." ​Bu kılıcın bir hareketi var... İş bu kılıcı, İslâmın kılıcını anlamakta... Bu, öyle bir kılıçtır ki, hiç kimse Peygamberin rahmetinden, ruhundan gelen cereyan damarlarında dolaşmadıkça onu hakkıyla idâre edemez. ​Milyarlarca ton ağırlığında, durdurulmaz bir balyoz gibi küfrün kafasına inen bu kılıç, muhatabından "Allah bir!" diye bir ses duyacak olursa, ne derece tutulmaz, zaptedilmez bir noktada bulunursa bulunsun, hemen, bir anda havada donar, yere iner ve yeni mümini, ebedî kurtulmuşu selâmlar. Gerçek fikir ve merhametin kılıcı... İşte bizim kılıcımız, İslâmın kılıcı!.. ​Öyle ki, bir defasında Hazret-i Ali, kılıcını kaldırmış, kâfirin tepesine indirmek üzereyken, yüzüne tükürmesiyle beraber kılıcını zaptedip yere indirmiş ve şöyle demiştir: ​"— Artık seni öldürmem; yüzüme tükürdüğün için. Öldürecek olursam nefsime pay vermiş olurum! Araya nefsim girdi ve sen şu anda ölümden kurtuldun!" ​Gördünüz mü, İslâmın kılıcını hangi ruh, Garplının, hele Garp taklitçisinin aslâ göremeyeceği hangi ahlâk idare ediyor?
Reklam