Müspmür

Müspmür
@Muspmur
Onlar ağızlarıyla Allah;ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Elhamdülillah
16 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Netice olarak İslâm, zaman cenderesi içinde bu cendereyi kırıcı teklik ifade eden bir sistemdir. Dünya'yı bırakmak da yoktur, İslâmiyet'te... Istırabı, çileyi, hasreti bırakmak yoktur; burası, dünya ıstırap yatağı... Onun için Şeriat en güzel ismini vermiştir dünyaya: "- Dünya Ahiretin tarlası..." Burada ne ekersen orda onu biçilmiş bulacaksın; burada zaman içinde inlerken orada zaman üstü huzura ereceksin. Onun için dünya'yı terketmek yok... Tasavvufta bir çok terklerden sonra, terketmeyi de terketmek var. Tekrar dünya'ya dönmek ama dünyaya kendi hakkı kadar pay vermek, onu hakkının üstüne çıkarmamak... Sır burada...
Reklam
Söz Hazret-i Ebu Bekir'e ait, ondan da Bayezid-i Bestamî'ye geçmiş bir duadır. Şöyle: ​"— Yârabbi! Sen kâmil kudretsin. —kâmil; eksiği ve fazlası olmayandır— Her şeye kudretlisin. Yarın cehennemde benim vücudumu o kadar büyüt ki, onu yalnız ben doldurayım. Başka kullarına yer kalmasın orada..." ​İşte erişilmez merhamet! Hattâ devrinde, hilâfetin de, aynı büyük zat, Hazret-i Ömer'in öfkesinden şikâyet edenlere: ​"— Yok yok, demiştir; kalsın, benim merhametimi tâdil ediyor, kıvama sokuyor." ​Bu kılıcın bir hareketi var... İş bu kılıcı, İslâmın kılıcını anlamakta... Bu, öyle bir kılıçtır ki, hiç kimse Peygamberin rahmetinden, ruhundan gelen cereyan damarlarında dolaşmadıkça onu hakkıyla idâre edemez. ​Milyarlarca ton ağırlığında, durdurulmaz bir balyoz gibi küfrün kafasına inen bu kılıç, muhatabından "Allah bir!" diye bir ses duyacak olursa, ne derece tutulmaz, zaptedilmez bir noktada bulunursa bulunsun, hemen, bir anda havada donar, yere iner ve yeni mümini, ebedî kurtulmuşu selâmlar. Gerçek fikir ve merhametin kılıcı... İşte bizim kılıcımız, İslâmın kılıcı!.. ​Öyle ki, bir defasında Hazret-i Ali, kılıcını kaldırmış, kâfirin tepesine indirmek üzereyken, yüzüne tükürmesiyle beraber kılıcını zaptedip yere indirmiş ve şöyle demiştir: ​"— Artık seni öldürmem; yüzüme tükürdüğün için. Öldürecek olursam nefsime pay vermiş olurum! Araya nefsim girdi ve sen şu anda ölümden kurtuldun!" ​Gördünüz mü, İslâmın kılıcını hangi ruh, Garplının, hele Garp taklitçisinin aslâ göremeyeceği hangi ahlâk idare ediyor?
Fâtih; önüne bir zincir çekerler, biliyorsunuz, gelir, gemilerine insan aklının kabûl etmiyeceği şekilde yol açar. O devrin fennî imkânlarına göre harika iş... Dağlardan Haliç’e donanma indirmek... Bizanslı uyandığı zaman, bütün donanmayı Haliç’te görür. İşte (aksiyon) budur, olmazı yapmak... Fatih bunu yapabiliyor; çünkü imanı var, şevki var, aşkı var, gençliği zindeliği var... ​Gençlik yaş işi değildir. Ruh işidir. Yavuz da aynı... Mısır, İslâm birliği gâyesi... Tarihî tabloları çabuk geçiyorum; fikri, zamana rahat sığdıralım diye. Evet; Yavuz, Mısır’ın fethi, Çaldıran vesaire... En parlak (aksiyon)... O devirde, Yeniçeride bozulma başlamıştır. (Aksiyon)cunun büyük hareketi malûm... Atını sürüp aralarına: ​“- Karılarının yanına gidecekler dönsün, benimle gelecekler gelsin!” ​(Aksiyon)cu budur.
“Ey Nebi, müminleri gazaya teşvik et! Eğer içinizden sabır ve sebat sahibi yirmi çıkarsa, bu yirmi, iki yüze yeter. Sizden yüz, onların bininden üstündür. Çünkü çarpıştıklarınız anlamazlar güruhudur.” ​Bu da aksiyonun bütün sırrını veriyor. Aksiyona bağlı insan bire bin kuvvetindedir. Burada, gayet mânalı bir emir daha geliyor; aynı sûreden: “Kâfirler bile birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz bunu yapamazsanız yeryüzünde büyük bir fesad olur.” ​Şu hikmet önünde titremek lâzım… Allah diyor ki: “Kâfirler bile birbirlerinin yardımcılarıdır.” Yâni bilmeden, küfürde oldukları halde, kendilerine kuvvet verecek bir nizama, bir tesanüde, birliğe, alâkaya,inanışa, ters tarafından vâsıl olursa size galip gelirler. Ve siz kendi lâfzî imanınızdan ibaret kalırsınız. Onlara mahkûm olursunuz!