Müspmür

Müspmür
@Muspmur
Onlar ağızlarıyla Allah;ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Elhamdülillah
16 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Evvelâ Besmeleyi alalım ele: Eğer her gün, her işimizde kullanmakla mükellef olduğumuz, fakat papağanvarî dudaklarımızda gezdirdiğimiz, bu, her fiilin anahtarına ait hikmeti düşünseydik, İslâmın ne muazzam bir aksiyon temeli üzerinde kurulu olduğunu görürdük. “Rahman ve Rahim olan Allahın ismiyle” deyip, her kudreti ona bağladıktan sonra işe girişmenin güven duygusunu; ve onun rahmetinden kulunda tecelli eden zafer iradesini düşünün! Bu iradenin, daima İlâhî rahmetle, açmayacağı kapı mı vardır ki?..
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Vera
hiç söylenmemiş sözler söylemeliyim el değmemiş,duru sözler sevdiğim için
Müslüman, birleş. Bir tek el, bir tek gövde ol. Bir tek şuur ör. Sımsıkı birliğe ermeden, lâmban yanmaz. Tüten bacalar, akşamları yanan lâmbalar, oda ışıkları, hep aynı ailenin bacaları ve lâmbaları gibi olsun. Erdemlikte en yüce olmalısın ki, peşin hükümle seni aşağı görmeye gelen kendi aşağılığını görsün. Müslüman, islâmı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Kur’an “Oku” diye başlıyor ama bütün sûrelerinde aksiyon, iç kaygıyla birlikte yürüyor. Kur’an’da, hakikat, teorik bir anlatışla değil, aksiyonla birlikte, ilim, sanat, tarih, hakikat, aksiyon, birbirinden ayrılmaz bir mucize içinde kaynaşmış ve vahiy dediğimiz bir öze dönüşmüş olarak geliyor. İnsan, aksiyonla varlığını belirtiyor. Ağını örmek örümceğin bir aksiyonuyssa, en üstün bir varlık olduğunu belirtecek bir anıtı içinde ve dışında yükseltmek de insanın aksiyonudur. İşte, tarih bu anıtı inşa etmek demektir. Anıtsa İslâm’dır. Çağımızı dolduran İslâmın kültür ve bağımsızlık savaşından daha güçlü ve daha haklı bir aksiyon yoktur. Kendini benzinle yakan bir budistin intiharının bile soy bir aksiyon sayıldığı bir çağda, kendini müslüman bilen bir kişi, islâmın aksiyonunu olan, erdem, melek, kutsallık, bilgi ve kurtuluşu taşıyan, insanın en büyük eğiticisi, öğretmeni ve önderi cihaddan nasıl geri durabilir?
Düşünmek… Bu, insanoğlunun en değerli özelliklerinden biri olan kabiliyetini geliştirmek… İşte, bu tarihî dönemde, İslâm aydınına düşen büyük ödev. İslâm, düşünmeyi, insana sürekli olarak bir ödev bilmiştir. Kur’an, yüzlerce ayette, bu ödev üzerinde durur. Düşünmeye çağırır. Işığa koşan bir kelebeğin o telâşlı hâlinden, geceyi, bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölümötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana, Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir? İslâm, düşünmenin yolunu kesmemiştir. Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan İslâmla olan ilişkimizi gevşettik, hatta yer yer kopardık. İslâm’a olan aşkımızı yitirdik. Düşünme bağımsızlığımızı yitirdik. Zekâmızı kör bir ezbercilik batağına sapladık. Değer hükümlerimizi bir misyoner mantığının ağına taktık. Klasik kültürümüzü müsteşriklerin yorumuna ısmarladık. Hâfıza, ancak tarihin mirasını canlı tutmak için gerekli iken, batı kültürünün deşeleriyle doldu. Üniversiteler, bağımsız düşünce ve kendi kültürümüzü araştırma ve kurma merkezleri olacağına, yabancı misafir profesörlerin sürekli konferans ve seminer müesseseleri haline geldi. Ve misafir yerleşti, evin sahibi oldu. Evin sahibi uzun bir yolculuğa çıktı. Acaba ne vakit dönecek dersiniz?