Mustafa Çiçek

İyi okulların, iyi bölümlerinde okudukları halde, uzlaşmamak için, entegre olmamak için, birçok iş imkanını reddediyor ve alanlarıyla ilgili olmayan işlerde geçimlerini sağlamaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra hiç beklemedikleri kuyuya düştüler. Allah rızası için çalıştıkları ağabeylerinin şirketlerinde, ucuz işgücü olarak kullanılamaya başlamışlardı. Akıllarının ermediği ekonomik ilişki biçimleri, onları kullanıma hazır ucuz işgücüne dönüştürüvermişti ve bir kez daha, anlamadıkları bir dünyanın içine düşmüşlerdi.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Reklam
Evlilik için gerçekleştirilen konuşmalarda bir eş aramak yerine, cephe arkadaşı aramak gibi bir sonuç çıkıyordu. Evet, herkes kendine cephe arkadaşı arıyordu ama hiç kimse ev hayatının nasıl olduğuna dair bir fikir sahibi değildi. Dergiler ve kitaplar, Ali'nin, Fatıma'nın aile hayatını yazıyordu. Müslümanın aile hayatı üzerine idealize edilmiş formal ifadeler yazılırken kimse gerçeği görmek istemiyordu. İslami kesimde boşanmalar artıyor, aile şiddeti yayılıyordu. Sorunun kaynaklarını tespit etmek yerine, görmezden geliniyor, hiçbir şey yokmuş gibi davranılıyordu. Ne Ali ne de Fatıma evlere uğramıyordu bile. Okulda eylem alanında gördükleri mücahit ve mücahideler eve girdiklerinde kitabi söylemler bir kenara itiliyor, reel hayatın karanlığında tutunacak yer arıyorlardı.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Okulda tesettürlü kızlar ile İslamcı camianın erkekleri arasında ilginç ilişki biçimleri gelişiyordu. Birbirlerinden ders notları almaktansa, diğer öğrencilerden almayı yeğliyor, onlar birbirine namahrem, diğer öğrenciler mahrem gibi davranıyorlardı. Yüz yüze gelmiyor, konuşmuyor, yardım istemiyor, bir şeyler danışmıyor, yokmuş gibi davranıyorlardı. Duygusal olarak yakınlaşıyorlar bunu asla ifade etmemekle birlikte, yan yana durduklarında göz göze gelmemek için, her ikisi de ya yere bakıyor ya da önüne, sonuçta aşka yöne bakıyordu.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Yitirilmemiş bir coşku taşıyordu genç insanlar ve bir gün Filistinli oluyorlardı, ertesi gün Afganistanlı, sonra Eritreli, Keşmirli. Yeryüzünü sımsıcak bir samimiyetle dolaşıp, evrensel şiarı seslendirirken, bir türlü kendi memleketimizin havasını soluyamıyorduk. Bir türlü içinden çıkamadığımız bir çelişkinin çaresiz aktörleriydik. Emek sömürüsünün, düşünce suçunun, şiddetin, sokak insanlarının kol gezdiği bir ülkeye sağır kalıyorduk ve gitgide parçası oluyorduk zulmün. Evrenselliğin ilk basamağında düşüyorduk daha.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Acı çektiğimi anlatıp, annemin bana acımasını isterdim. Onun acıması bana huzur verirdi. Benim için endişelenen birinin var olduğu hissi. Ona kızdığım zaman saatlerce yemek yemezdim ve bana üzülmesi hoşuma giderdi. Birilerinin bana acımasına ihtiyacım var.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Reklam