Muschiller

Muschiller
@MustafaJs
Zaman, bu çağın başından beri, önemsenecek ölçüde büzüldü. Herşey, bıraksanız yıkılacak gibi; bir tufan sonrası ıslaklığında. Teknolojinin tufanı. Ne var ki, bir girişim olanağı tam yitmiş değil. Çünkü, en güç durumlarda bile, kendi özünde saklı bir kuvveti, insan, kendisiyle birlikte yine taşımaktadır.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Irkçı değiliz, çünkü, uygarlığımızın özündeki inanç, ırkçılığı, kesinlikle reddeder. Irkçılık, Avrupanın, inancımızdaki eşitliğin tüm insanlığa yayılmasını durdurmak; ortak inancın evrensel yurdu içinde birleşmiş ulusumuzu bölmek için yaptığı emperyalist bir girişimin adıdır.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Sık sık heykel. Taş, taş olmaktan çıkıyor; insan da olmuyor. Taş, insanın yerini tutamaz ki! Anımsamanın, saygı duymanın taşla hiç bir ilgisi yoktur. Heykel, saçmalığın taşlaşmasıdır; ilkelliğin de simgesi. Ama, batılılar, akıl almaz bir bağnazlıkla koruyorlar bu simgeyi. Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içinde. Çünkü saygı taş kesilirse, insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli. Heykel düşüncesinin kökenin de, ne biçimde ve ne oranda olursa olsun, bir put vardır. Put, Tanrı düşüncesinin karşıtıdır. Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimizi aşamayız; kendi kendini aşmadan da bunalımlarından kurtulma olanağı yok insanın.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Anılarımızda olumsuz bir yeri vardır Paris'in. Tanzimat sonrası dönemlerde Avrupa'ya giden yazarlardan, eylemcilerden çoğu Paris'te kalarak, çıkardıkları dergilerle, gazetelerle bizi uygarlığımızdan koparmaya, bizi Avrupalılaştırmaya uğraşmışlardı. Batılılara öykünmeyi "terakki" sanıyorlardı! Batı devletleri de, bunların çalışmalarını destekliyorlardı. Londra'da kalanları, başka yerlerde kalanları, oralarda çalışanları da vardı. Kültür de yabancılaşma, ilkin, Fransız etkisiyle başlamıştı. Politik düzeydeki yabancılaşma ise, daha çok İngiliz etkisiyle oluyordu. Sonunda, ulusal birliğimiz parçalandı. Cumhuriyet döneminde Avrupa'da kalmış okumuşlarımızın da, öncekilerden farkları yoktu: Ne görmüşlerse aynının bizde de olmasını istiyorlardı; sanki bin yıllık uygarlığımız hiç olmamıştı; Tarihimiz, utanılacak bir geçmişti; ne yapıp yapıp Batılılara benzemeliydik!
Sayfa 16·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Akıl, belli bir oranda işlevini yapsa bile, ya kalbin "işlevi"? Almanlar makinaye sığınmışlar. Ölümden korktukları için mi? Makineye güven olmaz. Makine, bu korkuyu yenecek güçte olmak şöyle dursun, manevi değerleri ta­lan ettiği için, Batılıyı ölüm karşısında sığınaksız bırak­mıştır. Bu telandan sonra, kala kala makine kalmıştır güya sığınak olarak. İşte çelişkileri. Oysa ölmek korku­sunu, ancak ölüm ötesi hayata inanarak yenebiliriz.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce