İşte bu sırada ve sosyalist edebiyatında, milli meseleleri değerlendirme konusunda en esaslı çabalar, üçüncü enternasyonalden geldi. Üçüncü enternasyonal şarktaki kurtuluş mücadelelerinin manasını ve istikametini geniş ölçüde ilk defa 1920'de ikinci kongresinde tahlil etti. Bu teze göre, sömürge ve yarı sömürgelerle, iktisadi bağımlılıkları sürdürülmek istenen şark memleketlerinde başlayan Milli Kurtuluş Hareketleri, her şeyden önce Emperyalizme karşı bir harekettir. Bu bakımdan proleterya'nın yardımına değer görülmektedir. Bu hareketler emperyalizm ile mücadele ettiği ölçüde doğru ve destek verilebilir olarak görülmeye 1920 sonunda başlamıştır.
-Bugün kendine Marksist diyerek Afganistan'nın verdiği milli kurtuluş savaşını hor görenler Marksizmin M'sini bilmemektedir.
Evvelce her iktisadi buhranın en tabi sağaltma unsurlarından biri, mal ve para sirkülasyonunun dünya ölçüsünde kolaylaştırılmasıydı. Halbuki bugün para, milletlerarası serbest mübadele vasıtası olmak vasfını gittikçe kaybetmektedir. Çünkü son yıllarda milli paraların birkaç memleket müstesna ancak iç ticareti düzenleyen bir iç para haline gelişi, dış mübadelelerin yalnız bir kaç ülkenin parası ile yürümesi önemle işaret edilmeye değerdir. Bu suretle şimdi dünyada itibarlı bir mübadele vasıtası ve kıymet ölçüsü olmak vasfını kazanan bu az sayıda ülkeler paralarının, dünya ölçüsünde hegemonyalarını kuruşları, yarın diğer ülkeler üstünde bir siyasi baskı aracı olarak kullanılabilir. Bunun da bu kanaldan yeni bağımlılıklar yaratması ve yeni iktisadi esaretlere yol açması mümkündür.
Şevket Süreyya Aydemir 1931'de dolar saltanatını tahlil etmiş...
Onlara göre Sovyet Toplumu içindeki kuvvetler dengesi, yani çeşitli ekonomi kolları ve özellikle toprak mahsülleri üretimi ile sanayi mamulleri üretimi arasında, ince hesaplara dayanan en uygun denge ve orantıların önceden tespiti hakikaten kabildir. Nitekim bu denge ve orantı sağlanamazsa, bir takım buhranların doğabileceğini söylerler. Gene onlara göre Kapitalist nizamdaki iktisadi buhranlar asıl üretim fazlalığından doğduğu halde, Sovyetler toplumunda buhran, üretim yetersizliğinden doğabilir. Çünkü çeşitli alanlarda üretim orantıları tam hesap edilmezse, yahut da geçici faktörler bu hesap ve tahminleri bozarsa, fazla geliştirilmiş üretim kolları yanında, geri kalmış üretim kollarının verimi yetersiz kalacaktır. Bu nispetsizlik, bütün üretim kollarının dengesini bozarak Sosyalist bünye de buhranı kaçınılmaz kılacaktır.
Yani bu yeni doğan ve teşkilatlanma çabasında olan ülkeler, kendilerine özgü sosyal ve ekonomik organları kendileri yaratacaklardır. Bu yeni devletlerin sosyal yapısı ve vasfı, mesela Batı toplumlarının aksine olarak ve ana kollarda planlı kalkınma çabaları olacaktır. Bu çaba onları klasik demokrasilerin sosyal yapı ve gelişme yollarından ayıracaktır.
Bu bakımdan yeni Türkiye'nin yeri, eski Batı toplumlarının değil, Milli kurtuluş hareketlerinin cephesindedir. Yeni Türkiye, metropol-sömürge ilişkileri yerine, müstakil milleti ve müstakil millet nizamını savunur. Tabi ve metbu ,yahut bağımlı ve bağımsız milletler ve ülkeler nizamı yerine, siyasi bakımdan korunmuş ve iktisatça kendine yeter müstakil milleti temsil ve müdafa eder.