Mustafa Koz

Mustafa Koz
@Mustafa_05
Selçuk Üniversitesi
Konya
Konya/Meram
11 okur puanı
Ekim 2021 tarihinde katıldı
Bize göre ise, bu büyük tezadın halli için her şeyden önce, sanayici memleketlerle sanayiden yoksun memleketler arasındaki ekonomik bağımlılığın kalkması lazımdır. Yani, dünya üzerine bugün kurulmuş olan iktisadi iş bölümünün değişmesi şarttır. Büyük üretim vasıtalarının, yani sanayinin ve ulaştırma vasıtalarının dünya üzerinde yeniden ve daha rasyonel bir şekilde dağılışı şarttır. Bu tasfiye ve dağılış, elbette ki, sanayici ülkelerin sanayisiz ve geri kalmış milletler ve halklar tarafından yağması suretiyle değil, fakat haysiyetli bir milli bağımsızlık savaşı ile, kurucu inşacı ve planlı bir milletler ve halklar kalkınması, yani kısacası Milli kurtuluş yolu ile olacaktır.
Reklam
Aslında İnkılabımız, dünya ölçüsünde olan bu çelişmelerin hem mahsulü, hem tasfiyecisidir. Birinci çelişme, tekniğin ileri ve yoğunlaşmış ve sanayiin olduğu ülkelerin birbirlerine karşı olan iki sınıfın arasındadır. İkinci çelişme, tekniğin yoğunlaşmış ve sanayiin ilerlemiş olduğu ülkeler ile, eski sanayini kaybeden, fakat onu yeniden ve bugünün şartlarına uygun olarak kurmak isteyen sömürge-yarı sömürge milletler arasındadır. Bu çelişmelerden birincisi sınıf kavgası, ikincisi milli kurtuluş mücadelesi şeklinde cereyan ediyor.
Çağdaş toplumlarda gerçi teknik temel ileri, fakat tekniğe sahip olma tarzı, yani üretim vasıtalarını benimseyişi yönetiş şekli, sosyal neticeleri bakımından geridir. Yahut da sosyal adalet açısından toplum yararına değildir.
Hülasa üretim araç ve vasıtaları üstündeki üretim ilişkileri, her zaman toplumun temel ilişkilerini teşkil ederler. Bu temel ilişkiler üstünde yükselen ve tabakalaşan ahlak, din, hukuk, sanat gibi ölçü ve anlayışlar da, toplumun üst müesseselerini, yani süper strüktürünü verirler. Temelde dağılmalar, sert çelişmeler olunca toplumda kendiliğinden iç yapısında değişimlere uğrar. Şeklini değiştirmeye başlar. Tarihi materyalizmin, yahut tarihin materyalist anlayışının genel anlamı budur.
Türkiye bir inkılap hareketi yaşadı mı, yoksa olup bitenler, gelip geçenler, mücahit bir önderin müdahaleleri ile, onun mizacına ve günün icaplarına göre gelişen olağan işler midir? diye, kararsızlık içerisinde bocalayabileceklerdir. Bu alıntı önemli şundan dolayı: 1-Türk Devrimine iki yaklaşım var bunlardan birisi materyalist yaklaşım. Ki bu Mustafa Kemal'i bir koşulun yarattığını ve bu koşul çerçevesinde Türk Devrimi'nin gerçekleştiğini savunan yaklaşım. Bu koşul gerçekçidir tanrısal değildir. İkincisi idealist yaklaşım bu da her şeyi sarı saçı ve mavi gözü olan bir süper kahramanın yaptığıdır. Bu gerçekçi bir anlayış değildir. 2-Bugün Türkiye bir devrim sürecinden geçmektedir. Bizim örgüt olarak ne yaptığımız önemlidir. Bizim bugün yaptığımız şey örgütlü kadroların yaptığı işler bütünümü. Yoksa ileri görüşlü, mücahit bir önderin müdahaleleri mi? Bu soruyu bana sordurtan bir anektod burası. Çünkü bizim yaklaşımımız herşeyi örgütün değil "BEN" sıfatının yaptığı anlamını taşımaktadır. Her şey de ben yaptımcılık, her şeyi bana bağlayan bir anlayış hakim...
Reklam