Dağ taş kalabalıktı ve hatta böyle radyodan yayını dinleyen kadınlar yine ağlıyorlarmış 1938 gibi. Belli ki aradaki 15 sene nakle kadar çok canlı bir Atatürk fikri yaratmış. Sonra politika değişti. Herkes bu işi küçümsemeye, tenkit etmeye ama asıl küçümsemeye başladılar. Bunun pek geçerli bir histeria olmadığını anladık. Yerini bugün müthiş bir özleme ve inatçı bir kavrayışa bırakmıştır. Her milli bayramda, her önemli günde Anıtkabir doluyor yani binlerle değil, on binlerle. Bir reaksiyon biçimi oluyor. Buna kimsenin karşı çıkma durumu söz konusu değil artık. Yine birtakım garip kasabalarda, garip insanlar, garip yorumlar yapıyorlar. Fakat o geçti. Çünkü milletler bazı ebedileşmiş portrelere muhtaçlar. O çok açık. Bu böyledir. Bazı anda bu bir manasızlık gibi görünür. Mesela Gürcistan münevverleri sosyalizmi tenkit ediyor ama hiçbir tanesi Tiflis'teki Stalin heykelini, bulvar isimlerini, sokak isimlerini değiştirmiyor. Herkes değiştirdi onlar değiştirmedi. Çünkü dünya tarihine mal olmuş şahsiyetler. "Görevini yaptıklarında artık boşalmış bir deniz kabuğudurlar". Hegel'in böyle tarifleri var bazı. Bazısı da boşalmıyor. Kalıyor orada. Çok enteresan bir şey. Bu figürlere örnekler vere-bilirsin. Bu kalır, daimi surette kalır. Bir ara kriz anında bunlar çıkarlar yine. Atatürk de bunlardan biridir. Yani onlar o kalıba girmiyorlar. Şartlar onları yeniliyor. Hareketlerinin, ideolojilerinin, politikalarının yaygınlığı, geçerliliği ölçüsünde de tarihte kalıcı portreler oluyorlar.
İlber Ortaylı
Cem Fakir: Peki Mustafa Kemal Paşa gibi bir asker nasıl bir devrimciye dönüşüyor? Cumhuriyetin ilk kuşağı yani halk buna nasıl ikna oluyor?
İlber Ortaylı: Çünkü bütün kurmayların kafasında olan planlar bu. Farklı şekillerde, farklı düzeylerde. Halk dinliyor, itaat ediyor. Bu, çok önemli. Kuvvet kimdeyse, zafer kimdeyse itaat ediyor. Zafer sahibi adam ikna eder halkı. Bir Latin sözü var, "Zaferde bile kendisini yenen bir galip, iki kere galiptir" der. Türk İstiklal Savaşı sonrası bu çok önemli