- Atatürk ile İstanbul arasında "Küskündü, kırgındı, sevmiyordu, Ankara'yı o yüzden başkent yaptı" gibi sözler söylenir. Doğru mu?
- İstanbul'un kalburüstü okullarına gelen delikanlılar ve genç kızlar hep folklor kulübüne giderlerdi. Bu evrensel bir şey. Ben Fransa'da taşrada okudum. Sınıf arkadaşlarım Paris'e burun kıvırırlardı, çünkü kompleksliler, onların aksanlarıyla bile alay eder Parisliler. Taşradan gelmiş olmanın Mustafa Kemal üzerinde de etkisi var tabii ama o bundan bir kompleks edinip kızgınlık, küskünlük, nefret geliştirmemiştir. Tam tersine, "Ben sizden daha iyi İstanbullu olacağım" diyor. Zevkleri, giyimi, vs. ortaya koyuyor bunu. İstanbullu olmayı, İstanbullulardan daha iyi öğreniyor.
- Peki, bugünkü İstanbul'un Atatürk'le yahut Cumhuriyet'le ilişkisini nasıl görüyorsunuz?
- Her şeye Atatürk adının konması bir ara beni de rahatsız etmeye başlamıştı doğrusunu istersen ve o zihniyeti henüz tam olarak aşamadık. İstanbul'u yönetenlerden olsaydım, İstanbul Deniz Otobüsleri'ne eski kahraman adlarını koyacağıma, en iyi İstanbul şiirlerini yazmış şairlerin adlarını koyardım. Bir yakadan Yahya Kemal, bir yandan Orhan Veli vapuru kalksa fena mı olur? "İstanbul" dendiği : zaman her yerden görünen koskoca bir mimar var, Sinan adında, sen tutup onun adını üçüncü köprüye koyacağına, padişah adı koyuyorsun. Sivilleşmek diye bir şey var. İstanbul, Atatürk'ün gözden çıkarttığı ya da küskün olduğu bir şehir değil. Sevdiği bir şehir ama muhalefet dolayısıyla arası açıktı. Muhalefet ortadan kalkınca da barış sağlandı. Artık İstanbul'u sivilleştirmek lazım.
Ahmet Kuyaş