Sanki geceleyin birisi onları öldürmüş de sonra balmumundan tekrar yaratıp kendi kalıplarının içine yapıştırmış gibiydiler. Aralarında az bir benzerlik vardı ama kendileri değillerdi artık. Gözleri de donuktu ve saman doldurulmuş kuşların gözleri gibi ölüm korkusu işlemişti içlerine.
Tam birlikte oynamaya başlamışken geç olmuştu, gitme zamanı gelmişti. Salaklık etmişlerdi. İçin içine sığmayan bir özlem ve haksızlığa haykırış kalmıştı geriye. Hiç kimsenin oynamadığı kadar güzel oynuyorlardı birlikte. Şarkı söyleyen tek bir ağız gibi, zıplayan tek bir ayak gibiydiler. Tek sıra halinde dizilmiş kuşlar gibi düşünceleri aynı, hareketleri aynıydı.
Sicilya Caddesi'nin palmiyeleri salıncak gibi sallanıp hepsi bir tarafa yatıyor. Kıble rüzgarı esecek, gri tozlar uçuşacak, kumlar ağızlara, saçlara, parmak aralarına dolacak. Onlar orada olmayacaklar artık. Oradaki hayatlarına veda etmek kolay. Kurşuni bir şafak. Hayattalar, önemli olan da bu.
Petrol şeytanın pisliğidir, onun bir servet olduğuna sakın inanma, zira maymun tuzağından daha beterdir. Zenginler için servet, fakirler için ise felakettir.