Mustafayeva Nübar

Mustafayeva Nübar
@Mustafayevann
﷽ ℓฉ iℓฉhฉ iℓℓฉ Аℓℓฉh﷽  Muhammedur Resulullah . Mən cinləri və insanları yalnız Mənə ibadət etmək üçün yaratdım. əz-Zəriyat, 56
Kalbin huzura ermesinin bir diğer anahtarı da tefekkürdür. Zikir, kalbi Allah'a bağlayan bir ip ise, tefekkür o ipi tutarak kâinat kitabını okumak, satır aralarındaki hikmetleri çözmek, her harfte Rabbinin mührünü görmektir. Tefekkür, sadece düşünmek değil, derinlemesine düşünmek, ibret almak, ders çıkarmaktır. Tefekkür, aklı ve kalbi birlikte kullanarak, yaratılmışlardan Yaradan'a ulaşma sanatıdır.
Kitap Alıntısı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Kendini bilen, Rabbini bilir" demiş arifler. Bu sözün derinliğine bir bakalım. Kendini bilmek ne demek? Sadece bedensel özelliklerini, huylarını, zaaflarını bilmek mi? Hayır, bundan çok daha fazlası… Kendini bilmek; acizliğini, fakirliğini, faniliğini bilmektir. Kendini bilmek; ruhunun Allah'tan bir nefes taşıdığını, O'na muhtaç olduğunu, O'na döneceğini bilmektir. Kendini bilmek; içindeki o ilahi potansiyeli, o eşref-i mahlukat olma şerefini idrak etmektir. İşte insan, bu yönleriyle kendini tanıdığında, Rabbini de tanımaya başlar. Kendi acizliğini gören, Rabbinin sonsuz kudretini anlar. Kendi fakirliğini gören, Rabbinin sonsuz zenginliğini (Ganiyy) idrak eder. Kendi faniliğini gören, Rabbinin Bâki olduğunu bilir. Kendi muhtaçlığını gören, Rabbinin Samed (hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin O'na muhtaç olduğu) olduğunu anlar. İçindeki ilahi nefesi hisseden, Rabbinin kendisine şah damarından daha yakın olduğunu daha derinden hisseder. Kendini bilmek, aynı zamanda yaratılış gayemizi de anlamaktır. Rabbimiz neden yarattı bizi? Zariyat Suresi'nde cevap veriyor: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 51/56). Kulluk, sadece namaz kılmak, oruç tutmak gibi belirli ibadetlerden ibaret değildir. Kulluk, hayatın her anını Allah'ın rızasına uygun yaşama gayretidir. Kulluk, Allah'ı tanımak, O'nu sevmek, O'na itaat etmek, O'nu zikretmek, O'na şükretmektir. Kulluk, O'nun bize verdiği emanetlere (ruh, beden, akıl, mal, evlat…) sahip çıkmaktır. Kulluk, O'nun yarattıklarına şefkat ve merhametle davranmaktır. İşte tüm bunları yapabilmek için önce kendimizi, sonra da Rabbimizi tanımamız gerekir.
Alıntı
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ; “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır, Allah’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekîne iner ve Allah Teâlâ onları kendi nezdinde bulunanların (meleklerin) arasında anar.” (Müslim, Zikir, 25; Tirmizî, Deavât, 7). Sübhanallah! Ne büyük bir şeref! Ne muazzam bir mükafat! Allah'ı anmak için toplanan kullarını, melekler çepeçevre sarıyor, ilahi rahmet bir yağmur gibi üzerlerine yağıyor, kalplerine tarifsiz bir huzur ve dinginlik iniyor. Ve en güzeli de, Alemlerin Rabbi olan Allah, o kullarını kendi katındaki meleklerine övüyor, onların isimlerini anıyor! Bundan daha büyük bir onur olabilir mi?
Alıntı
Efendimiz (s.a.v), Allah'ı zikredenle zikretmeyenin farkını şu çarpıcı misalle anlatır: “Rabbini zikredenle zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir.” (Buhârî, Deavât, 66). Allah'ı zikreden kalp diridir, hayat doludur, nur saçar. Allah'ı zikretmeyen kalp ise ölü gibidir; karanlık, kasvetli, manevi hayattan yoksundur.
Kitap Alıntısı
Peygamber Efendimiz (s.a.v), zikrin bu arındırıcı ve koruyucu özelliğini şöyle ifade eder: “Her şeyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allah’ı zikretmektir.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân). Paslanmış bir demiri nasıl cila parlatırsa, günahlarla ve gafletle paslanmış kalbi de ancak Allah'ı zikretmek parlatır, temizler, nurlandırır.
Alıntı