"Kendini bilen, Rabbini bilir" demiş arifler. Bu sözün derinliğine bir bakalım. Kendini bilmek ne demek? Sadece bedensel özelliklerini, huylarını, zaaflarını bilmek mi? Hayır, bundan çok daha fazlası… Kendini bilmek; acizliğini, fakirliğini, faniliğini bilmektir. Kendini bilmek; ruhunun Allah'tan bir nefes taşıdığını, O'na muhtaç olduğunu, O'na döneceğini bilmektir. Kendini bilmek; içindeki o ilahi potansiyeli, o eşref-i mahlukat olma şerefini idrak etmektir.
İşte insan, bu yönleriyle kendini tanıdığında, Rabbini de tanımaya başlar. Kendi acizliğini gören, Rabbinin sonsuz kudretini anlar. Kendi fakirliğini gören, Rabbinin sonsuz zenginliğini (Ganiyy) idrak eder. Kendi faniliğini gören, Rabbinin Bâki olduğunu bilir. Kendi muhtaçlığını gören, Rabbinin Samed (hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin O'na muhtaç olduğu) olduğunu anlar. İçindeki ilahi nefesi hisseden, Rabbinin kendisine şah damarından daha yakın olduğunu daha derinden hisseder.
Kendini bilmek, aynı zamanda yaratılış gayemizi de anlamaktır. Rabbimiz neden yarattı bizi? Zariyat Suresi'nde cevap veriyor: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 51/56). Kulluk, sadece namaz kılmak, oruç tutmak gibi belirli ibadetlerden ibaret değildir. Kulluk, hayatın her anını Allah'ın rızasına uygun yaşama gayretidir. Kulluk, Allah'ı tanımak, O'nu sevmek, O'na itaat etmek, O'nu zikretmek, O'na şükretmektir. Kulluk, O'nun bize verdiği emanetlere (ruh, beden, akıl, mal, evlat…) sahip çıkmaktır. Kulluk, O'nun yarattıklarına şefkat ve merhametle davranmaktır. İşte tüm bunları yapabilmek için önce kendimizi, sonra da Rabbimizi tanımamız gerekir.