Diktatör devlet bireyin haklarını elinden almakla kalmaz, varlığının metafizik temellerinden yoksun bırakarak bilfiil ayaklarının altındaki zemini de kaydırır. Bireylerin kişisel ahlaki kararlarının hiçbir hükmü yoktur önemli olan kitlelerin kör hareketidir ve yalan politik hareketin etkin bir prensibi haline gelir. Tüm haklarından yoksun bırakılmış milyonlarca devlet kölesinin varlığının kanıtladığı gibi devlet bu durumdan kârlı sonuçlar çıkartır.
Devletin politikası iman mertebesine yükseltilir, lider veya parti başkanı konumundaki kişi iyi ve kötünün ötesinde bir yarı-tanrı haline gelir ve ona kendini adayan insanlar birer kahraman, din şehidi, havari veya misyoner gibi şereflendirilir.
İnsanlar bir insanı doğru yola sokmak için ne yapması “gerektiğini” “söylemenin” yeterli olduğunu düşünürler. Ancak onun bunu yapıp yapamayacağı veya yapmak isteyip istemediği apayrı bir konudur.