İnsanlar vardır sevgilim, bizi her şeyimizle isterler, gizli saklı işlerimizle, çelişkilerimizle, kuytularımızla, karanlığımızla ve ikna etmek için iddialı, büyük lafların kapısını aralayıp derler ki, “Ben seni olduğun gibi seveceğim” ve sonra tahmin et ne olur, sevmezler. İşgal etmeden sahiplenmeyi, meydan okumadan ben olabilmeyi, bir sınır çizmeden sıramın gelmesini, ince bir dilimiyle de sevdanın karnımı doyurmayı, mümkün olan her anda sana sarılmayı, yalnızlığa da ihtiyacımız olduğunu kendime sık sık hatırlatmayı, bazen uzağında durup sana bakmayı, buna razı gelmeyi ve sen “git” demek zorunda kalmadan üzerime düşeni yapıp “puff” diye ortadan kaybolmayı istiyorum.
Ya da dur vazgeçtim, istediğim an kararımı değiştirebilmeyi, ellerini sımsıkı tutmayı, hudutsuz, uçsuz bucaksız ve ufuk çizgisini aramadan sevmeyi, bunu bu defa becerebilmeyi istiyorum, aklıma her geldiğinde sana seslenmeyi, rahatsız eder miyim diye düşünmemeyi, uyanır uyanmaz aklına gelmeyi, gönlünü eğlendirmeyi, gününü gün etmeyi ve nihayetinde bunları yaparken tüy gibi hafif kalabilmeyi, çünkü ne gölgem düşsün üzerine, ne bir ağrısı duyulsun varlığımın sende, işte böyle böyle gerçeğe dönüşmeyi, yavaş yavaş iç içe geçmeyi, istiyorum.