Bazı kitaplar vardır, üzerinde yazacak çok şeyiniz olur ama birtürlü kendinizi ifade edecek kelimeleri bir araya getiremezsiniz... Bu durumu sık yaşamasam da içimden geldiği gibi yazacağım. İncelememin belli bir kısmı içinden çıkamadığım şeyler yüzünden spoiler içeriyor. Eseri henüz okumamış olanlar büyük harfle spoiler olarak belirttiğim yerden sonrasını okumasalar iyi olur. Yaptığım tespitler ve emin olamadıklarım tamamen şahsi görüşlerim... Kimseyi incitmek, yargılamak amacı taşımıyor. Kendim için tuttuğum notlar sadece...
Neden okumalısınız?
Bu kitabı okumalısınız çünkü kurgunun içindeki kurgu yapısıyla bir değil birkaç kitabı bir arada okumuş gibi olacaksınız. Anlatım dilinin sadeliği ve akıcılığı, okuma sürecinde satır aralarında yakalayacağınız tespitler kiminize iyi, kiminize kötü şeyleri hatırlatacak... Sadece ruh halinizin karamsar olduğu dönemde başlamayın ki derinlere dalmayın.
Süreyya'nın çevresinde gelişen hikaye katmanlar halinde ilerliyor. Bir bölümde Süreyya'nın annesi Mesude Hanım'ın kendini ifade etmesini okurken diğer bölümde Süreyya'nın bugünleri olacak... Sayfalar akarken, bölümden bölüme geçerken kopukluk hissetmeyeceksiniz. İçsel betimlemelerin ağırlıkta olduğu eserde özellikle Mesude Hanım'ın anlatılarında şaşıracaksınız...
BURADAN SONRASI SPOİLER...
Kurgu içerisinde kafama takılan tek şey, Halim Kemal Bey'in eylemlerine dair yazılan bir cümle oldu... Yazarı, pedofil bir adamın -adam lafın gelişi kullanıldı- olaylara bakış açısını aktarmaktaki başarısı için tebrik mi etmeliyim yoksa olayı aktarma şekline bakarak normalleştirdiği için eleştirmeli miyim bilemiyorum. Dünden beri düşünüyorum... Kendi terk edildiği için kızını terk eden bir annenin pedofil bir baba ile kendini kıyaslayabilmesini anlayamıyorum... Aklım normalleştirdiği
"Arkadaşlık iki insanın birbirine günlük rapor vermesi, hayatlarının tüm ayrıntılarını paylaşması değildi. İki insanın birbirine iyi gelmesi yeterliydi bana kalırsa."
"Her defasında benzer semptomları gösterip, üç aşağı beş yukarı aynı şekilde yaşanmasına karşın, içinden geçtiği ana ve sadece o anda değdiği iki kişiye özel olduğuna inanılan tek hastalıktı aşk..."
"Sahip olduğumuz her şey sırtımıza bir yüktür. Bir çamaşır makinesi satın aldığınızda onu banyodaki yerine koymaktansa omuzlarınıza yerleştirirsiniz. Kaçmak istediğinizde sizi tutacak ilk şey o makinenin ağırlığı olur."
"Ben hep suskundum, içim de dışım da suskun kaldı. En çok konuştuğum zamanlarda bile. İçine kapanan kutular gibiydim ben, dışarı açılmayan kapılar gibi."