Yazıyı belki binlerce, milyonlarca insan okuyor. Ama yazı bunun için uydurulmuşa benzemiyor pek… Olamaz, ilk defa birçokları için yazmadık. Kendimiz olmadan, sesimiz duyulmadan, başka birisine, bir tek kişiye bir şey söylemek için bir takım şifreler düşündük. Yazı sizin için yazıldı. Bu yüzden uyduruldu. Bir türlü “Seviyorum!” diyemedik.
Onları, sıradan genellemelerin içinden çıkmaya ve tam manasıyla rahatsız, sancılı ve keskin, gerçek bir düşünce çalışmasına zorlayacaktı. Genel kanıdan vazgeçip huzurlarını sarsacak kişisel bir taraf tutmaya mecbur edecekti. Onlara kızmıyordum: Bu toplumda yalnız olmaktan çok uzaktılar, düşünceleri konusunda emindiler halbuki yalnızca, kendi zihinleri için tehlike yaratmayan genel fikirleri dile getiriyorlardı.
Üç sene direnmiştim. Sonra vazgeçmiştim. Arzum yok ya da tutkum tükenmiş değildi. Sadece, bütün bir sistemin, olduğu yerde saymak için bu denli çaba harcadığını, bu kadar çok insanın mahmurluktan çıkar çıkmaz derhal yeniden uykuya daldığını ya da kemikleşmiş bir bilgide lafebeliği yapan bütün bu insanların, alt imparatorluğun zorbaları olarak sırf kendi sefil ayrıcalıklarını muhafaza etmek için canlandıklarını görmek beni iğrendiriyordu.