Çarşamba günkü mektubumdan sonra, beni gene görmek istiyor musun? Bilmiyorum; ama bildiğim başka bir şey var:
Sana karşı olan durumum. (Seni hiç görmesem bile, sen benimsin!) Daha doğrusu, korkunun ağır basmadığı konularda
biliyorum durumumu. Ama senin durumunu hiç bilmiyorum, o büsbütün korkunun elinde. Gene söylüyorum: sen de beni
tanımıyorsun Milena! Bütün bu olanlar aklımı durdurabilir. Dünyam yıkılıyor, yeniden kuruluyor, bak bakalım, başının çaresine!
Bildiğin gibi değil Milena... Kadınlığın önemli değil! Sen benim için el değmemiş bir kızsın, senin gibi apak biriyle
karşılaşmadım ki! Böylesine arınmış birine el uzatmak için yürek ister. Benim elim kirli, titrek, kararsız. Kimi vakit pençeyi
andıran bu terli, bu soğuk eli nasıl uzatırım sana?
Sizin F.Kafka
Bu mektup yağmuru dinmeli artık, Milena! Bizi serseme çeviriyor... Yazdıklarımızı unutuyor, hangi soruya karşılık
vereceğimizi anımsamıyoruz... Ne türlü olursa olsun, sürekli bir çarpıntı içindeyiz. Çekçeni çok iyi anlıyorum, gülüşünü bile duyabiliyorum. Zaten sözlerinle gülüşlerinin arasında bocalıyorum daha, ama sonunda sözlerin kalıyor ortada.
Unutma, niteliğimin temeli: Korku!
Öğle vaktiydi, iki mektubun birden geldi. Okunsun diye yazılmamış bunlar... Kişi bu mektupları önüne serer, yüzünü gözünü sürer onlara, sonra da aklını kaçırır! Milena! Şimdi de sen çağırıyorsun beni... Yüreğime, aklıma eşit etkiler yapan bir sesle sesleniyorsun bana. Otuz sekiz yaşındayım, üstelik yorgunum da, ama bu yorgunluk otuz sekiz yılın ortaya koyacağı yorgunluk olamaz! Yorgunluk diye adlandırmak doğru değil belki, ama rahat değilim, korkuyorum. Belki yorgun değilim, korkağım yalnız... Beni altüst edecek bir serüvenin ardından gelecek o büyük yorgunluktan korkuyorum. Korkunç bir yorgunluk olur bu!..
Gelmemi, gerçeği ortaya çıkarmak için bir önsezgiyle istiyorsun belki de. Biliyorum, beni gördükten sonra geçecek başının dönmesi! Kim bilir, belki de bundan korktuğum için gelmek istemiyorum. Gelmemek için daha bir sürü içten nedenlerim de var (gerçekten de var); elle tutulur bir engel de, kocan! Konuşamam onunla, yüz yüze bile gelemem. Kocan yanında olmayınca seninle de konuşamam, seni bile göremem. Dahası geliyorum desem, belki sen istemeyeceksin artık, gönlünce dilediğin yere git diyeceksin...
Daha bir sürü şey diyecektim, ama mektup bitmek bilmezdi sonra. Yalnız şunu demek istiyorum daha: Bu on beş günün sonunda, cuma günkü mektubunuzdaki gibi direniyorsanız gelmem için; gelirim!..
Sizin F.
Ben böylesine tehlikeli bir yoldayım Milena. Ama siz? Bir ağacın önünde duruyorsunuz, sapasağlam, gençsiniz, güzelsiniz, yeryüzünün acısını yansıtıyor gözlerinizdeki ışık. Köşe kapmaca oynanıyor, bir ağaçtan ötekine sürünüyorum karanlıkta, tam ortasındayım yolun, sesleniyorsunuz bana, tehlikeleri hatırlatıyor, ürkek adımlarımdan telaşlanarak cesaret vermek istiyorsunuz; bana (bana!) bu oyunun ne türlü ciddi olduğunu anlatmaya kalkışıyorsunuz - beceremiyorum, düşüyorum, yerdeyim işte. Hem içimdeki o korkunç sesleri, hem sizi dinleyemem aynı zamanda; ama ötekileri dinler, size de güvendiğim için açığa
vurabilirim, yalnız size güveniyorum yeryüzünde.
Sizin F.