Hasan Sabbah

Hasan Sabbah
@Myshkin
Puantör
Lise
Sohar
Adana
24 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Şu geçirdiğim iki gün korkunçtu, Milena. Şimdi anlıyorum ki, suç sende değilmiş, perşembeden bu yana yazdığın mektupları kötü bir şeytan alıkoymuş. Cuma günü yalnız telgrafını almıştım, cumartesi, pazar tek satırın geçmemişti elime, bugün dört mektubun birden geldi: perşembe, cuma, cumartesi günü yazdıkların. Karşılık verecek durumda değilim, yorgunum. Umutsuzluk, üzüntü, sevgi, sevgime karşılık veren şeylerle dolu mektupların; dağ gibi yığılmış bu nesnelerin içinden, kendime düşeni hemen bulup çıkaramayacak kadar yorgunum... Kişi yorgun olunca bencil de oluyor... Hele benim gibi iki gün iki gece bin bir olasılıkla kendini yiyip bitirdikten sonra... Bir şey söylemek istiyorum Milena: Viyana'dan bir acılık kaldı içimde: Yanılmıyorsam, ikinci gündü, yukarda, ormanda şöyle bir söz ettindi: "Ayrı odaların savaşı uzun süremez!" Ama ya yeryüzü çok küçük, ya da biz dev gibiyiz, sığamıyoruz.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiç değilse bu mektuplara numara koymak istiyorum. O küçük parkta sana nasıl kavuştumsa, bu mektuplar da kavuşmalı sana. Yanımda yürüyordun Milena. Düşünsene, yanımda yürümüştün!.. Aşık biri için ne büyük nimet değil mi? O yollar, bindiğimiz taşıtlar, içine daldığımız orman, yok artık. Bir yokuşu tırmanmıştık, birlikte... Birlikte taşlı yoldan dönmüş, akşam güneşinde ağaçların altında dolaşmıştık. Yok olur mu bunlar? Gene de: "yok olmayacak" demeye dili varmıyor kişinin, bu kendini aldatma çok aptalca olurdu. Ama durmamacasına bir şey çınlıyor kulağımda : "Milena yanında değil artık!" diyor; daha güçlü bir ses karşılık veriyor bu çınlamaya: "Korkma" diyor, "seni hiç bırakmayacak." Evet ama o küçük çınlama da kesilmiyor bir türlü. Sonra gece yazdığın mektup var Milena... Soluğum kesilmeden nasıl okuyabildim o mektubu? Nasıl soluk alabiliyorum daha? Şaşıyorum. Nasıl senden ayrı kalabiliyorum? Nasıl olabiliyor bütün bunlar? Anlatabilir misin bana? Yakınmıyorum, sızlanma değil bu... Unutma Milena, söz verdin bana. Senin Kafka
(Buluştuktan sonraki mektup) Milena, Milena, Milena... Adından başka şey yazamıyorum. Yazmalıyım ama! Bugün şaşkınım, yorgun ve sensizim Milena. (Yarın da yanımda olmayacaksın.) Nasıl bitik olmayayım? Hastayım diye altı ay dinlen, günlerini hoş geçir diyorlar bana... Oysa bu süre içine yalnız dört gün bağışlanıyor! Bu dört günün salı ve pazarından yalnız bir parça, sabahlarla akşamlar da yok ediliyor üstelik! Tam bir esenliğe kavuşmadımsa, suç bende mi, Milena?!. (Sol kulağına fısıldıyorum bunları... Güzel bir yorgunluktan sonra derin bir uykuya dalmışsın... Yoksul bir yataktayız, sağdan sola dönüyorsun ağır ağır, dudaklarımdan yana...)
Budalaca yazdım bu sabah sana gene; şimdi sevgi taşan iki mektubun geldi. Bunların karşılığını salı günü karşılaştığımızda vereceğim. İçimde, ya da dışımda beklenmedik bir şey olmazsa, salıya Viyana'da olacağım. Yanılmıyorsam salı günü bayram, mektup ya da telgraf eline geçmeyebilir. Seninle buluşacağımız yeri şimdiden yazabilsem ne iyi olurdu, değil mi? Ama olmaz, buluşacağımız yeri şimdiden bildirirsem, boğulurum o zamana kadar. Üç gün üç gece o yerin bomboş kalacağını ve ancak salı günü belli bir saatte orada olabileceğimizi düşünmek, çıldırtabilir beni. Şu yeryüzünde bana yetecek kadar sabır var mı dersin, Milena? Bunun karşılığını, salı günü verirsin.
"Viyana'da kalamazsın artık" sözümü iyi yorumlamışsın. O tümceyi düşünmeden yazmadım; yük olacaksın diye çekindiğim yok. (Kazancım parlak değil, ama ikimize yeter, üzülme; hastalık olmazsa tabii.) Düşünülerimde, açıklamalarımda özdenim, yalansızım. (Bu yanımı ilk sen gördün, sen anladın.) Korkuyorum Milena! Gözlerimi yuvalarından uğratan, çılgın bir korku baygınlığı içinde oluşum, kendi kendimi lanetlemiş olmaktan. Korkarak, titreyerek, tetikte, bütün tüylerim diken diken olmuş bir durumda okuyorum mektuplarını... Odamdaki ekmek kırıntılarını kapmaya gelen serçeye benziyorum.