Uzun zamandır inceleme yazmamışım. Çünkü uzun zamandır kitap okuyamıyorum. Şu bitsin, adam akıllı başlayacağım dedikçe biten başka başka şeyler oluyor. Bu sebeple artık ne kadar açlık çekiyorsa ruhum, gözlerimde tuzlu bir ıslaklık ile 24 saat içinde bitti sevgili Şanzelize Düğün Salonu. Âh... Neden bitti peki?
Hayır, hayır! İyi ki bitti. Her şeyin bir sonu olmalıdır zira. Fakat bende neleri bitirdi, neleri başlattı? Düşün Eda... Düşün... Adın bile kitabı çağrıştırıyor sana değil mi? Yandın kızım sen. Etkisinden kolay kurtulamayacaksın bu kitabın. Hayırlı olsun. Yandın.
Tedirginliğimi hâlâ üzerimden atabilmiş değilim, kusuruma bakmayın. Bu kitapla ilgili hislerimi paylaşmalı mıyım, saklamalı mıyım bilemiyorum. Tereddüt ediyorum. Hani olur ya, enfes bir şarkı keşfedersiniz gecenin bir vakti. Kulaklarınızda çınlayıp durur. Bir parça da pişmanlık vardır içinizde neden daha evvel bulmadım bu melodiyi diye. Yine de yüreğiniz kıpır kıpırdır. Hem onu şehrin bütün hoparlörlerinden yayınlamak, insanlığa haykırmak hem de herkeslerden saklamak istersiniz. Size özel olsun, eski bir kutuda yalnızca sizi beklesin. Ben bu duyguyu bir şiirde yaşamıştım yakın zamanda. Beceremedim saklamayı. Zaten bazı konularda benim ağzımda bakla ıslanmaz. Yine tutamayacağım sanırım içimde.
Biliyorum, ne saçmalıyor bu kız diyeceksiniz. Adam -adam dediysem de saygısızlık olmasın muhterem Tarık Tufan beyefendiye- çoktan yazmış da yayınlamış kitabı. Cümle âleme duyurmuş. Sen bahsetsen ne olur, bahsetmesen ne olur Eda? Hayır. Eda demeyelim. Onu anımsıyorum hep. Kötü oluyor içim. Edanur esasında benim adım. Edanur diyelim. Ben kulağa hoş gelsin diye Eda olarak tanıttım kendimi, atıverdim o güzelim ek kısmını. Ancak pür nur ediyormuş cismimi ismim, geç anladım. Edanur olmak istiyorum ben. Nurlu olmak,