Türkiye'de teolojik konularla ilgilenen neredeyse herkes ateist, deist ve agnostik kesimin "Özgür düşünce yayıldıkça dinler zayıflayacak, İslam ancak baskı ile var olabilen bir dindir." gibi söylemlerine şahit olmuştur. Oysa global ölçekte inanç özgürlüğünün sıfıra yakın olduğu coğrafyalar 1990'lı yılların sonuna kadar ateizmin esas popülasyonunu oluşturmaktadır.
Naçizane kanaatim bu sure insanların kendi taktıkları isimlerin hakikatı var ettiğini, zanlarının hakikat olduğunu vehmetmelerini çürütmektedir.
.
.
.
Allah ayette " Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı." ibaresiyle tüm toplum gelip bir olguya isim takmakta hemfikir olsa dahi eğer bu durum hakikat ile uyumlu değilse bir kıymet ifade etmeyeceğini söylüyor. Ve onların kendilerince koydukları tüm bu isimlere karşın güçlü bir manifesto ile "Bunlar sizin ağzınızdaki sözlerden ibarettir." deniliyor.
.
.
.
Kuran zıhar hususunda da evlatlık mefhumunda da bu isimlendirmeyi, toplumun tamamı onu gerçeklik olarak kabul etse dahi doğru olmadığını söylüyor. Şu durumda ben bu ayetten ilhamını alan bir Müslüman olarak şöyle düşünürüm: Hangi isimlendirme olursa olsun ben bu isimlendirmenin delilini incelemedikçe bütün toplum, bütün yeryüzü kabul ediyor olsa bile ben bunun delilini ister, delil yoksa itiraz ederim. Kuranın bana sağladığı bu bakış açısı inanılmaz bir epistemolojik yıkım ve yapımdır.
Yıkımdır. Zira koyun gibi güdülmeyi sağlayan isimden büyülenmeyi yıkar. Yapımdır. Çünkü o boşluğun yerine konulacak tek şey delildir.
.
.
.
İsimlendirmeye gerçeklik atfedilmesi naçizane kanaatime göre analitik düşünme kabiliyetini yok etmektedir.