“İnsanın bedenindeki yapılar arasında değer farkları vardır. Mesela tırnaklarımızla gözümüz aynı değerde değildir. Tırnaklarımız uzadıkça onları keseriz. Gelgelelim gözünde rahatsızlık olduğunda onu çıkarıp atmayı düşünen kimse yoktur. İnsan tırnaksız da yaşama rahatlıkla devam edebilir ama gözlerini kaybedenlerse büyük sıkıntılar yaşar.
İnsanın bedenindeki durum böyle olduğu gibi ruhi cephesindeki vaziyet de buna benzerdir. İç dünyamızdaki akıl, kalp, ruh, hafi, ahfa, sır ve vicdan gibi yapılar özel birer kıymete sahiptirler. Bununla birlikte arzuların merkezi olan nefs, bu kıymet ve derinlikte bir yapı değildir.
.
.
.
Sıradan bir yapı olan nefsimizi en derin latifelerimize tercih etmek, ona özel bir muamelede bulunmak, bu kusurlu, ayıplı nefse hayran olup onun peşinden gitmek hem dünyevi hem uhrevi açıdan oldukça yanlış bir tercihtir.”
“Susadığımızda suya istek duymamız gibi fıtri arzular doyurulabilir ama (lükse duyulan heves gibi) doğal olmayan arzular doyurulamaz. Canımız bir şey istediğinde durmalı ve kendimize bu arzunun doğal olup olmadığını sormalıyız.”
İnsanın vazifeleri önem sırasına göre kendisiyle, ailesiyle, şehriyle, ülkesiyle ve sonra dünyayla ilgili olanlardır. Gerçek sorumluluklarımızın merkezleştiği asıl saha kendimizle, nefsimizle ilgili olan konulardır. İnsanın dünya çapındaki mesuliyetleri yok denecek kadar azdır.
.
.
..
insanın kişisel dünyası kendisine o kadar cazip ve mühim görünme ama en temek vazifeler ve en büyük sorumluluklar oradadır.