< Hikaye böyle bir şey işte. Aslında yazar ortacıdan, patronlardan, sarışın kız, sarhoş delikanlıdan bahsetmiyor sevgili okuyucu..
Yazar sana seni başka muhtemel senlerle anlatıyor. Mesela sen de bir ortacı gibi garip ve yoksul olabilirdin veya patron yahut da sarışın bir kız, babasının parasıyla cepleri dolan, yediği önünde yemediği arkasında bir delikanlı olabilirdin. Peki onlar gibi olsaydın nasıl davranman gerektirdiği? İşte yazar hikaye aracılığıyla bunu sana söylemeye çalışıyor. Yüksek insanlık durumları yani.
Şimdi sana "Şöyle ol, böyle ol!" deseydim öğüt vermiş olurdum. Peki, öğüt ne? Öğütle ilgili bir bilmece var, belki bilirsin: "Herkesin ihtiyacı olduğu halde kimsenin almadığı şey nedir?"
Gördün mü faciayı? Öğüt vermek böyle bir şeymiş işte, hiç kimse almak istemiyor hatta kaçıyor ama sen ısrarla vermeye çalışıyorsun. Halbuki sanat öyle mi ya! Seni muhtemel bir başka senle yüzleştiriyor ve sana çaktırmadan diyor ki"Bunun sen olduğunu farz et!" Sen de fark etmeden farz ediyorsun, yazarın sen olmayan başka bir senle yaptığı karşılaştırmaları okuyorsun/izliyorsun ve bundan kendine paylar çıkarıyorsun ve diyorsun ki "Bak burada çok haklı, tabii ki şu yanlış, bence doğrusu şuydu, yazara hak veriyorum veya yazara katılmıyorum, bak ben bunu hiç düşünmemiştim.." bu yargıların, çıkarımların metinler boyunca devam edip gidiyor ve sonra yavaş yavaş başka bir insan olmaya başlıyorsun... >