Filistinli Meryem’in konuşmasından:
“‘La tahzen, la tahzen’ diye haykırıyordu gökyüzü. ‘Üzülme’ diye bağırıyordu dağlar. Deniz, kan döküyordu; ‘La tahzen’ diye kabarıyordu.
Kudüs’ten, Ramallah’tan, Gazze’den sürüldük. Kırlangıçlar gibi uçtuk yuvadan. Lübnan’a gittik, vurulduk. Suriye’ye gittik, vurulduk. Sonra Türkiye’ye geldik.
Kudüs’te, Ramallah’ta, Gazze’de çocuklara masal masal anlatılan Türkiye’ye geldik. Size geldik, kardeşlerim.
Çünkü ‘La tahzen’ dedi bana şehit kocam: ‘Çocuklarımızı al, Türkiye’ye git. Onlar seni anlar, onlar seni sever.’”
Yedi Güzel Adam
Rasim Özdenören: Geldiğin dağların dizgin vurulmaz o delişmen küheylanları gibisin. Ama…
Cahit Zarifoğlu: Ama ne?
Rasim Özdenören: Ama üstad der ki, artık yeter. Van’da birlikteydik; seni konuştuk. Artık yeter. O küheylanın beyninin kanyonlarında, ruhunun ormanlarında dört nala koşturup durduğu şimdi bir tel saçla kement atıp dizgine vurmak zamanıdır.
Yedi Güzel Adam
Bir afetle veya bir travmayla karşılaştığımızda şaşırıp kalıyoruz sonra. Bu benim başıma nasıl gelebilir? Niye gelmesin a kuzum? Senin ayrıcalığın mı var bu dünyada?