Cihan

Cihan
@Nadesef
Herkesin yâri kendisine kaînattır..
Anlam,bulmayı umduğun noktada yaratılır..
1000Kitap
Reklam
“Senin istifa ettirdigini bizde istifa ettirdik” Mehmet Akif Ersoy, Sultan AHMET Camii’ne her gittiğinde orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zâta rastlamaktadır. Bu yaşlı zât, başından geçen bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çok etkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı ise bizlere şöyle nakletmiştir: Sabah namazlarını kılmak için Sultan AHMET Camii’ne gidiyordum. Her sabah ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam, ümitsizce, bedbin bir şekilde durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikayı yakalayamadım. Nihayet bir gün yanına sokuldum ve “Muhterem” dedim,”A efendim!” dedim. “Niye bu kadar ağlıyorsun? ALLAH’ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu?” Yaşlı gözlerle bana baktı ve: “Beni konuşturma! Neredeyse kalbim duracak.” dedi. Ben çok ısrar edince bana anlattı: “Efendim, ben ABDÜLHAMİD Han cennet mekânın devrinde orduda bir binbaşıydım. Annem-babam vefat edince servetimiz vardı, pay-i mal olmasın diye Sadarete bir istifa dilekçesi gönderdim. Dilekçemde dedim ki: ‘Annem-babam vefat etti. Falan yerde mağazalarımız, filan yerde gayrimenkullerimiz vardır. Netice itibarıyla bunlarla ilgilenecek, ticarî işlerin yürümesi için mağazaların başında duracak bir nezaretçiye ihtiyaç vardır. Bu vesileyle şayet kabul buyrulursa, görevimden istifa etmek istiyorum.’ Bu dilekçeyi yazdıktan bir müddet sonra, doğrudan doğruya hünkârdan bana bir yazı geldi. Heyecanla gelen mektubu açtım ve okudum. Orada istifamın kabul edilmediği yazılmıştı. Öyle anlaşılıyordu ki, istifa dilekçem bizzat padişaha gönderilmişti. Ben istifa dilekçemi yenileyip, bir daha verdim. Fakat bana yine aynı cevap geldi. Bunun üzerine bizzat sultanın huzuruna çıkıp, kendisiyle
Din
Üniversite öğrencisi mantık yürütme sınavında. Profesör soruyor: - Uçakta 500 tuğla var. Biri düştü, kaç tane kaldı? Öğrenci: - 499. - Doğru. Peki, bir fili kaç adımda buzdolabına sokarsın? - Üç adımda. Buzdolabını aç; fili sok; buzdolabını kapat. Profesör: - Doğru! Peki, zürafayı kaç adımda sokarsın buzdolabına? - Dört adımda. Buzdolabını aç; fili çıkart; zürafayı sok; buzdolabını kapat. - Doğru! Aslanın doğum gününe tüm hayvanlar gitmiş, biri hariç. Hangisi? Öğrenci: - Zürafa. O hâlâ buzdolabında. - Doğru! Bir nine timsahlı bataklıktan geçmek istiyor. Bataklıkta kaç timsah var? - Sıfır. Onların hepsi aslanın doğum gününde. Profesör: - Doğru. Nine bataklığı geçmeye başlamış, fakat ölmüş. Neden? Öğrenci: - Kafatasının çatlaması sonucu. Profesör: - Nasıl yani ya? Oğrenci: - İlk soruda ki tuğla! Profesör: - Hadi be ….😂
1000Kitap
Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (s.a.v.) "iki günü eşit olan zarardadır" hadis-i şerifi bizim için bir düstur olmalıdır. Elbette kar-zarar hesabını sadece geçici dünya menfaatleri için değil, bizleri bekleyen sonsuz ahiret hayatı için de yapmalıyız.
Din
Ben ölünce bir elimi tabutun dışına atın görsünlerki padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmiştir.
1000Kitap
Reklam