Aldırmadı. Islak gözlerimi defalarca öptü. Her öpüşünde tıkanan göğsüm biraz daha açılıyor, ciğerlerime daha çok hava giriyor, içim ılık bir şeyle doluyordu. Bedenimi boş bir çuval gibi ona bırakmıştım. O gözlerimi, şakaklarımı, yeşil mürekkeple lekelenmiş parmaklarımı öpüyordu. Beni acıyarak, yaşadığım dehşeti unutturmak isteyerek, üzülerek seviyordu. Yatıştırıyordu beni. Okşuyordu.
Banyoda kokulu bir mum yakıyor, içerisi tropikal meyve veya lavanta veya hindistancevizi, limon, çikolata, çilek, vanilya kokuyor, böylece kanalizasyon boruları sızdırmıyormuş, hayatımız bok kokmuyormuş, her şey yolundaymış gibi oluyordu.
Zihinleri gelişmemiş dadılarının yanında saatlerce oturmak ve onların içi boş konuşmalarını dinlemek zorunda bırakılan bir kız çocuğunun eninde sonunda bu tür konuşmalara katılması ya da annesinin boyanıp süslenmesini izleyip kendi oyuncak bebeğini de annesiyle teyzelerinin kendilerini süslediği gibi -zavallı çocuk!- süslemesi gerçekten de çok doğaldır. En üstün yeteneklerle donanmış erkeklerin bile içinde yetiştikleri atmosferin dışına ve üstüne çıktıkları nadiren görülür ve eğer dehaların yaşantıları dahi çağın önyargılarıyla kararıyorsa, tıpkı krallar gibi her şeyi yanıltıcı bir gözlükle görmeye mahkûm bir cins de mazur görülmelidir.
Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu