Bazen yolumuzu şaşırırız.
Sanki hiç bizim olmamış bir şeyi kaybetmiş gibi,
Israrla ararız.
Bazen vazgeçeriz aramaktan.
Çünkü neyi aradığımızı bile bilmeyiz aslında. Ama bazen de inat ederiz, öyle bir inat ki, bedenimizden, ruhumuzdan, kendimizden eksilterek ararız.
Sırf bulalım diye.
Ama içimizde bir yer vardır, sessiz, Karanlık ve biraz kırgın, orada bir şey eksiktir ama adı yoktur.
Dışarı bakarız,
insanlara, şehirlere, yüzlere, aşklara. Ama bulamayız.
Çünkü aradığımız şey, dışarıda değildir belki de.
Aşk da böyledir bazen.
Bir zamanlar içimizi yakan o şey,
bir gün gelir
sadece bir hatıraya dönüşür.
Ve fark edersin,
artık eskisi gibi aramıyorsundur.
Kaybolsa da,
eğer benimse, gelir beni bulur dersin. Ya da hiçbir şey demeden, yavaşça bırakırsın.
Bu, yorgunluğun da ötesinde bir şeydir. Adını koyamadığın, itiraf edemediğin, hatta varlığından bile emin olamadığın bir duygu.
Belki bir adı vardır bunun,
belki kitaplarda yazıyordur,
belki bir filmde bir sahnenin kenarında kalmıştır.
Ama ben görmedim.
Hiç rastlamadım.
Belki de hepimiz
aynı bilinmezliğin içinde dolaşıyoruz. Kapıları çalıyoruz, yüzümüzü hep dışarıya dönüyoruz,
IşığI yanlış yerlerde arıyoruz.
Oysa belki de bir gün durup
Kendi yüzümüze bakmamız gerekiyor.
Aynada.
Kendi içimize dönmeden,
Kendi sesimizi duymadan, kaybettiğimiz şeyi bulamayacağız. Umarım bir gün bir yerde
bu dünyada ya da başka bir yerde
ne istiyorsak,
ona rastlarız.
Ve belki o gün, hiçbirşey söylemeden, sadece başımızı kaldırırız.
Ve göğe bakarız.