Tutkunu bul; ona tüm benliğini teslim et. İnsan, hep tutkuyla yoğrulduğunda gerçek varoluşunu keşfeder; tutkuyu seçmek bir çığlık, pes etmek değil. Sevdiğin işe, aşka, sanata ya da herhangi düşünceye kendini öyle teslim et ki, her hücren onunla çarpışsın; çünkü benim ölmekten kastım fiziksel sona ermek değil, küçük hesaplı, gölgede kalan benliğinin yok oluşudur. Eski korkuların, alçak güvenlik duvarların ve başkalarının onayına tutunmuş kimliğinin ölümü. Böylece geriye kalır sadece saf bir hareket, içten bir ritim. Bu ritim seni yorabilir, tüketebilir; ama aynı ritim seni yeniden doğurur. Seçimini yap: güvenli olandan fedakârlık et ya da hiçbir zaman gerçekten yaşamamış olmanın ağır yükünü taşı. Tutku risk ister, ve risk varsa hayat vardır. Sonunda önemli olan, tutkuyla geçen yılların sayısı değil; o tutkunun senin içindeki sessiz, gerçek ışığı uyandırıp uyandıramadığıdır. Ölüme izin verirken, yeniden doğmaya hazır ol. Korkma; cesaret et, hatalarını sahiplen, yaralarını onar, yaşa!