Aslında hepimiz günebakan çiçeği gibiyiz.
Bize en büyük zararı yine kendimiz ve hep en çok sevdiklerimiz verir.
Oysaki her kişi ilk önce kendini en çok sever ve sonra en çok seveceklerini seçer yaşam denilen koskocaman pazardan.
Ayçiçeği de en çok kendini sevmiş ve sevdiceğini de Güneş olarak seçmiştir.
Güneşe bakarken olmuş, dolmuş, coşmuş ve sonra aşkın ateşiyle solmuştur.
Ne zordur celladına aşık olmak, kaçtıkça kurtulamamak, kurtuldukça daha da yok olmak.
Gözünden bile sakındığının hiç umurunda olmamak.
Güneşin umurunda mı Günebakan…
Her akşam dağa küsen tavşan misali dargınlığıyla sırtını dönse de batan Güneşe,
Her sabah büyük bir özlem ve ümitle hiç bir şey olmamış gibi tekrar tüm güzelliğiyle döner sararmış yüzünü doğan Güneşe…
Sırtımızı dönüyormuş gibi davransak bile seçtiklerimize her ne yaşarsak yaşayalım gönül kapımızı aralık bırakırız bir nebze. Her defasında aynı sarsıntıları yaşasakta bir ümitle bekleriz önemsenmeyi önemsediklerimizden. Gönlümüzün narı olan bir kereliğine bile olsa derdimize deva oluversin isteriz. Bekleriz bekleriz bekleriz… Samimiyet, içtenlik, doğruluk ve dürüstlük bekleriz…
Yaşam gerçekten zorluklarla dolu. Ancak teslimiyet insan doğasına ters.
Mücadele her zaman esas olan. Nerden başlayacağımızı, nasıl tekrar güneşe döneceğimizin yolunu bulmaksa içimizdeki gücü keşfetmekle mümkün.
Yaşarken yaşadığımız genel huzursuzluk hali ise bardağın hep boş tarafına odaklanarak boynumuzu bükmek, dallarımızı kırmaktır. Bardağın dolu tarafını görmezden gelmek gün batımında günebakanın yaşadığı umutsulukla aynıdır. Bardağı bile isteye kırmaksa her gecenin bir sabahı olacağının farkındaki, toprakta sabitlenmiş, günebakan kadar bile olamamaktır.
Kişi bu hayatta konu her ne olursa olsun ne ekerse onu biçer. Samimiyet, doğruluk, çalışkanlık ve