Yıllar sonra, bu eski defterleri karıştırken görüyorum ki,orda dillerinden anlamadığım o insanlarla anlaşmışız.
Bu ortak dilin ne olduğunu bilmiyorum.
Bilmekte de istemiyorum.
Bu ortak dilin onları değiştirmedi,ama beni değiştirdiği kuşkusuz.
Her geçen gün, o dağ başındaki köydeki ortak yaşamımızın bende bıraktığı derin izleri görüyorum;
yaşıyorum.
Yıllardır karalayageldiğim bu sözcükler de,
bu izlerin bencileyin yaralı sözcükleri.
Ağustos 1995
Neden kör olduk.Bilmiyorum belki bir gün nedenini öğreniriz.Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, söyle.Bence biz kör olmadık.Biz zaten kördük.Gören körler mı,Gördüğü halde görmeyen körler.
"Tanrım , gözlerimizin görmemesi ne büyük bir eksiklik görmek,görmek ,belli belirsiz birer gölge halinde bile olsa görebilmek bir aynanın önünde durmak ve koyu,zor görülen bir lekeye bakıp .Bu benim yüzüm diyebilmek,öteki ışıklı şeyler bana ait değil."
"Cigaramı yaktım.Karşımda lapa lapa kar yağıyor.Birdenbire bir sevinç kuvvetli bir sevinç hissi kaplıyor beni.Nerden geldi bu sevinç bilmem sıkıntımın içinde nasıl belirdi ? Sıkı bir iskarpin içinde yumuşak ,minimini latif bir kadın ayağına benzer bu sevince ne etmeli.Perdeyi sıyırıp karın hâlâ yağıp yağmadığını,yarın sabah mektebe giderken içleri al yeni lastiklerimle karları gıcırdatıp gıcırtmayacağım düşündüğüm çocukluk günlerimden kalma bu sevinci nereye asmalı?.."