Gerçek hayat gizlilikte yaşamaktı. Dünyanın kuytu yűreğinde kendi kendine, kendi düşünceleriyle baş başa sade, sessiz, kendi özü ve bilgeliğiyle yaşamaktı...
İnsanın dengesine kulak asmayan ve insana ihtiyaç duymayan bir uygarlık düşünülebilir mi? Uygar insan bir bakıma bir şeylere hazı bir insan demek değil midir? Hemcinsini ve özellikle Allah'ı sevmeye hazır bir insan. Ama insana içinden bir ses bu huzura kavuşmasını engelleyen sorunlarla çevrili olduğunu ileri sürecektir. İnsan bir sorunlar ormanında doğar. Hoşlanmasa da maddî yanı olan vücudu, cevap vermesi gereken bir yığın istekle hırpalar durur onu...
Garip bir şafaktı! Batının sabahı, siyah Afrika'da kahkahalarla, top sesleri ve parlak incik boncuklarla benek benek süslenmişti. Hiçbir tarihsel geçmişi olmayanlarla dünyayı omuzlarında taşıdıklarını sananlar karşılaşıyordu. Yeni bir sabahtı bu. Dünyamız kan ve çamur içinde doğan yeni bir durumu daha yaşıyordu...
Ey Allah'ın kulları! Ölüm, bir yaz gününün masum ve diri sıcaklığını karanlıkla dolduran bir gece değildir. Önce uyarır, sonra da bir gűn alır götürür...