Öncelikle beni Zübeyde Andıç'ın kalemiyle tanıştıran hocama teşekkürü borç bilirim. Zira bu kalemle tanışmak benim için büyük bir onur...
İncelemeye geçecek olursam, değineceğim ilk husus; öykülerin arasına serpiştirilmiş nostaljik unsurlardır. Nostaljik unsurlar bulunması öykülere farklı bir hava katmış. Okurken geçmişe gittim geldim adeta...
İkinci husus; hemen her öyküde "eylül, kuş, türkü" kelimelerinin bulunması. Eminim başka ana kelimeler de vardır, ben gör(e)memişimdir. Bu durumu baştaki iki-üç öyküyü okuduktan sonra fark ettim. Bilinçli mi yoksa bilinçsiz mi yapıldı, bilemiyorum, ancak bunun öykülere çok hoş bir hava kattığını söyleyebilirim.
Üçüncü husus ise, metaforların güçlü olması. Öykülerde metaforları güçlü kılan şey betimlemeler ve (kesinlikle) yazarın hayal gücü. Yazarın kaleminden çıkan her bir kelimeyi dikkatle okudum bu yüzden.
Son husus (ve bence en önemli husus); Öyküler, biçim olarak kısa fakat üstümde kalan hissi çok ağırdı. Bazı öykülerin etkisi büyüktü. Özellikle ilk öykülerin etkisinden birkaç saat çıkamamışlığım oldu...
Engelli çocukların ve ailelerinin yaşadığı zorluklar ve çektiği acılar, Rüstem ve yalnızlığı, Züleyha'nın bekleyişi, Hasan ve Hacer'in susarak hesaplaşmaları, içten içe tartışanların ve nicelerinin hikâyesini okumak benim için güzel bir deneyimdi. Yazarın kaleminden dökülen kelimeler ve cümleler o denli sihirli ki okurken büyülendim. Öyküler kısa olduğu için hemen bitirilebilecek bir kitap. Ben kitabı çok sevdim, sizin de seveceğinize inanıyorum...