Bu deneme kitabını okurken, sanki yazarın kalbindeki duygularla kendi duygularım iç içe geçti. Okumadan önce bir yerde Mustafa Uçurum için “düz yazılarına şiiri taşıyan bir şâir” nitelemesi ile karşılaşmıştım... Gerçekten de kitabın her sayfasında bu sözün doğruluğunu hissettim. Denemelerin dili şiirsel çağrışımlarla yüklü, her cümlenin altına gizlenmiş duyguyu yavaşça keşfettim...
Yüzümün Haritası, hem hüzünlü, hem de ümit dolu bir yolculuk...
Kitap birkaç bölümden oluşuyor ve beni en çok içine çeken bölüm “Müziğe Tutunurken” oldu. Bu bölüm genel olarak kalbimin ritmini değiştiren, duygularımı notalarla buluşturan bir deneyim yaşattı bana. Her bir satırda, müziğin insan ruhuna nasıl tutunduğunu, anılarla ve özlemlerle nasıl harmanlandığını hissettim.
Tüm kitap boyunca elimde kalemle dolaştım satır aralarında; birçok cümlenin altını çizdim.
Yüzümün Haritası’ndan beni en çok etkileyen denemeler ve onlarla ilgili hislerim ise şöyleydi:
"Ben Deniz Olsam da Sen Ankara’sın"
Daha başlığı okur okumaz içimde bir ezgi duyuldu sanki; bu sözler bir şarkının nakaratından alınmış gibiydi ve gerçekten de denemenin kendisi de en az başlığı kadar dokunaklıydı. Yazar, deniz ile Ankara’yı karşılaştırarak ulaşılamayan sevgileri ve mesafelerin getirdiği hüznü öyle içten anlatmış ki, okurken gözlerim doldu. Bu deneme, uzaklıkların ve farklı dünyaların hikâyesini anlatıyor bu da benim yüreğime dokundu. Deniz metaforu ile Ankara arasında kurulan bağ, kavuşması imkânsız iki sevda gibi tasvir edilmiş. Okurken, denizin dalgalarında savrulan duygularla karaların ortasındaki bir şehrin sessizliği arasında gidip geldim. Gurbette yaşayan bir Ankaralı olarak özlem duygusunu iliklerime kadar hissettirdi...
"Ne Kadar Modern O Kadar İlkel"
Bu denemede yazar, modern hayatın içinde aslında ne kadar