Yokuşlardan Sonra
“Yokuşlar çıktıktan sonra Rabbe vefasızlık etmemek, evet bütün mesele bu.”
Hayatın bana öğrettiği en sarsıcı hakikatlerden biri, insanın darlıkta gösterdiği sadakatin değil; ferahlıkta koruyabildiği vefanın asıl imtihan olduğudur.
Yokuşları bilirim. Nefesimin daraldığı, yolun hiç bitmeyecekmiş gibi göründüğü zamanları… Elimden hiçbir şey gelmediğini fark ettiğim o eşikleri… Tam da o vakitlerde başımı göğe kaldırmayı öğrendim. Kimseye anlatamadığım kırgınlıkları, içime sığmayan korkuları ve sessizce büyüttüğüm umutları Rabbime arz ettim. İnsan, acziyetini en çok çaresiz kaldığında tanıyor. Kendi gücünün sınırlı olduğunu kabul ettiğinde, ilâhî kudretin gölgesinde dinlenmeyi öğreniyor.
Fakat zamanla anladım ki yokuşlar yalnızca sabrı öğretmiyor; inişler ve düzlükler de vefayı öğretiyor.
Çünkü darlıkta dua etmek kolaydır. İhtiyaç, insanı secdeye yaklaştırır. Gözyaşı, kalbin üzerindeki pası siler. Zor zamanlarda insan, tutunacak bir kapı arar ve o kapının aslında daima açık olduğunu fark eder. Fakat işler yoluna girdiğinde, beklenen haber geldiğinde, yaralar kabuk bağladığında ve insan yeniden nefes almaya başladığında aynı yakınlığı sürdürebilmek kolay değildir.
İşte ben, asıl unutkanlığın burada başladığını düşünüyorum.
Bir zamanlar uğruna gecelerce dua ettiğim nimetleri elde ettiğimde, onları sıradanlaştırmaktan korkuyorum. Darlıkta semaya açılan ellerin, bollukta kapanmasından endişe ediyorum. Çünkü insan bazen sahip olduklarını kendi emeğinin mutlak neticesi sanabiliyor. Oysa beni yokuşlarda ayakta tutan kuvvet ile bugün yüzümü güldüren nimetlerin sahibi aynıdır.
Belki de kulluk, sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir yakınlığın adı değildir. Kulluk; darlıkta sabır, genişlikte şükür gösterebilmektir. Yokuşta “Yetiş Allah’ım” diye seslenen