Şaban-ı Şerif’in son demlerindeyiz.
Ramazan-ı Şerif’in gölgesi sanki üzerimizde…
Hava başka, kalpler biraz daha hassas.
Bir ay yaklaşırken, insan ister istemez kendine dönüyor.
Son zamanlarda çok süslüyüz.
Kapılar ışıklı, salonlar temalı, masalar özenli.
Ama yine de içimde bir eksiklik hissi dolaşıyor.
Sanki süslenmesi gereken yeri biraz yanlış anlamış gibiyiz.
Bir ay geliyor; adına Ramazan diyoruz.
Onu afişlerle, yazılarla, köşelerle karşılıyoruz.
“Hoş geldin” diyoruz ama gerçekten kime dediğimizi unutuyoruz bazen.
Eve mi, kalbe mi?
Işıklar yanıyor ama içimiz aynı karanlıkta kalabiliyor.
Oruç tutuluyor ama dil hâlâ kırıcı, kalp hâlâ ağır.
Süs artıyor; niyet eksiliyor.
Dekor çoğalıyor; derinlik azalıyor.
Oysa bazı şeyler gösterilerek değil, temizlenerek güzelleşir.
Kalp de onlardan biri.
Kalp; afiş istemez, samimiyet ister.
Kalp; ışık değil, istikamet arar.
Belki de sormamız gereken soru şu:
Evin kapısına ne yazdığımız değil,
kalbimizin kapısında ne yazdığı.
Çünkü insan bazen en çok,
yanlış yeri süsleyerek oyalanır.
Ve ben…
önce kendi kalbimin eşiğinde duruyorum.
Çokça süs, azca hâl bulduğumu fark ediyorum.
Beni bana gösteren bu ayda,
fazlalıklarımı bırakmayı,