Arzu

Ne desem bilemiyorum :)
Din yerine millet düşüncesinin toplum hayatına tamamen hâkim olması için, en büyük gayretler Millî Eğitim alanında gösterildi. 1926 yılında bütün orta dereceli okullarda din dersleri kaldırıldı. Okullarda okutulan yeni kitaplarda dinî mefhum ve inançlar inkâr ediliyor, her şey madde ve tabiat kavramı ile izah ediliyor, insanların maymundan geldikleri iddia ediliyor, böylece zayıflaması ve yok olması düşünülen dinî anlayışın yerine ırkçılığın yerleştirilmesi için zemin hazırlanıyordu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
‘Şeyh Said ve Takrir-i Sükûn’ başlığında da belirttiğimiz üzere Bediüzzaman Said Nursî hiçbir ilgisi olmadığı halde Şeyh Said isyanından dolayı sürgüne tâbi tutulmuştu. Bediüzzaman, 1927 yılının başlarında Isparta’ya, oradan da ücra bir köy olan Barla’ya gönderilmiştir.
Tek parti döneminde birçok Kürt isyanı ve hareketleri olmuştur. Bunların birçok farklı sebeplerinden bahsedebiliriz; ama devletin yanlış ve baskıcı politikalarının en büyük faktör olduğu asla inkâr edilemez
10 Şubat 1922’de TBMM’de bir kanun tasarısı oylanmış ve bu tasarı 64’e karşı 373 milletvekilinin oyu ile kabul edilmiştir. Bu kanunun adı ‘Kürtlere Özerklik Kanunu’dur. Cumhuriyet tarihinin ilk ve son özerklik kanunu olarak çıkan bu kanun, sadece çıkmakla kalmış ve hiçbir zaman uygulama sahasına konmamıştır. Hatta bu kanunun kamuoyundan gizlendiği de iddia edilmiştir. Bu iddia Texas Üniversitesi öğretim üyelerinden Robert Olson’un ‘Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı’ isimli kitabına dayandırılmaktadır. TBMM Gizli Celse Zabıtları’nda 9 ve 11 Şubat 1922 günlerinin zabıtlarının olduğu halde, tasarının tartışıldığı ve kabul edildiği 10 Şubat 1922 tarihinin zabıtlarının bulunmadığı iddia edilmiştir.
CUMHURİYETİN İLAN EDİLMESİNDEN SONRA ülkenin en önemli meselelerinin başında ‘Kürt Meselesi’ gelmektedir. Çünkü kurulan devlet, esas olarak ‘milliyetçilik’ ve ‘laiklik’ esaslarına dayandırılmıştır. Osmanlılar döneminde sosyal hayatın en tabiî unsurları olarak görülen Türklük dışındaki herhangi bir etnik aidiyet, suç sayılmaya başlanmış, sözgelimi “Ben Kürdüm” demek bölücülük ve vatan hainliği ile eşdeğer sayılmıştır. Kürtleri inkâr etmek bir devlet politikası haline getirilmiş, özellikle askerî yetkililer tarafında ‘Kürt’ kelimesi hiç telaffuz bile edilmemiş ve bunun için de özel bir gayret gösterilmiştir.