Kargaşa oldum olası hoşuna giderdi. Varlıkların ve olayların gittikçe daha kabına sığmaz, vahşi ve zapt edilemez hale gelişi onu mest eder, çalkantıyı yadırgamak şöyle dursun, girdapların ortasında kendisini evinde hissederdi. Öyle ki, sırf keyif olsun diye çalkantıları her fırsatta tetikler, sonrasında da zamanı gelince onu daha da artırabilmek için bu kargaşanın özelliklerini incelemeye alır, onun huyunu suyunu öğrenmeye gayret ederdi.
Üzerinde çalışması ona en çok zevk veren şeylerin başında beyin geliyordu. Birbirine sarılı vaziyette kıvrılarak uzayan içi beyaz, dışı gri renkteki yumruları ve beyin lopları arasında yer alan çatlakları izlemekten hoşlanıyordu. Kurban edilmiş her insan bilinmeyenin keşfine doğru atılmış bir adım, basite indirgenmiş bir ağaçtı onun gözünde.