Acı, hüzünlü yok olmanın sesiz sızısını yaşmak; Her gün birkaç kere öfkeden yumuşaklığa, yumuşaklıktan hüzne, ağlamaya düşüyor, yok oluyor, boşlukta salınıp kalıyor, dünyanın sonsuzluğunda tek başına. Yokluğun, hiçliğin, boşluğun çaresizliğine düşmek. Hep yitirilmiş bir şeyi aramak. Unutulmuş bir tada yeniden varabilmek. Kendini zayıf, acıyan, yarı ağlamaklı, tatlı bir hüzne kaptırıvereceksin, sonra birden ta iliklerine kadar öfkeden titreyeceksin. Ve öfke sürecek. Bir gün, beş gün, bir ay, bir yıl, bir ömür. Öfkeden öyle tir tir, ağzın köpük içinde, zangır zangır, kudurmuş, gözleri pörtlemiş, öfkede, işkencede, hüzünde yaşmak. Böyle yaşamak, hiçte, dayanaksız, sevgisiz, kimsiz, hiç kimseyi hiçbir zaman kıskanamamanın insaniyetsizliği. Acısız, öfkesiz, uykusuz, düşsüz. Ot gibi, ağaç, böcek gibi. Böcek bile, sinek bile bu kadar hiçte, boşlukta değildir. Böcek bile, ağaç bile, sümüklü böcek, solucan bile. Yokluğuna alışmaya çalışmak, çaresizliğin de dört dönmek.