Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı.
Oysa yüreğimden akan kan o derin suda
kırmızılar öylesine yırtılır ki
siner kan,
huysuz kemanlar dolar şahdamarıma.
Kendi sınırların seni bir çarmıha geriyor. Körü körüne yaptığın seçimler değiştirilemiyor, bu saatten sonra geri alınamıyor. Fırsatın vardı; kullanmadın. İlk günahın çamuruna batmış, kendi sınırlarında debelenip duruyorsun. Çıkıp bir yürüyüş yapmaya bile karar veremiyorsun: Bu bir kaçış mı yoksa bütün gün odana kapanıp kalmak yerine ferahlatıcı bir deva mı emin olamıyorsun. Hayattan aldığın bütün zevkleri yitirdin. Önünde çıkmaz sokaklar bir bir dizilmiş. Hem kasten hem çaresizce yaratıcı hayata tutunduğun ipleri kesiyorsun. Gitgide cansız bir makineye dönüşüyorsun. Sevmeye nereden başlayacağını biliyor olsan da sevemiyorsn. Her düşünce bir şeytan, bir cehennem -her şeyi yeniden yapma şansın olsaydı şayet, ah, ne kadar da farklı yapardım bu kez! Eve gitmek, ana rahmine dönmek istiyorsun. Dünyanın, acımasızca bütün kapıları bir bir yüzüne kapatışını tek bir şey hissetmeksizin izliyorsun. Bir zamanlar çok iyi bildiğin o sırrı unutmuş gibisin, neşeli güler yüzlü olmanın, o kapıları açmanın sırrı.
Gri bir nehirdeki gri bir teknede gri saçlı bir adamla: Styx Nehri’nde ihtirassız, ağırkanlı,yavaşça salınan, kayıtsız bir kayıkçı… ve trende avazı çıktığı kadar bağıran huysuz bir bebek İsa…