“Buradaki her şey sanki kendi yalnızlığıyla baş başa kalmış gibiydi. Tek başınalık duygusu hiç değişmeyen sessizliğin içinde uzun, loş yokuşları tırmanırken çöktü üzerine. Kendini küçücük, yabani doğanın içinde hiçlikten hiçliğe doğru yürüyen yapayalnız biri olarak gördü.”
“Annesinin hâlâ başa çıkamadığı şey gecelerdi, karanlıktı, karanlıkta yalnız kalmaktı. Oğlunun evde olduğunu bildiği zaman rahattı. Başka kime güvenebilirdi?
Güvenilebilirliğinden başka nesi vardı? Olduğunu sandığı, değerli sandığı her şeyi, babası onları terk ederek değersizleştirmişti. İnsanlar gerekli şeyleri, değerli şeyleri terk etmezlerdi.”