Nazlı Süner

Nazlı Süner
@Naz_ende
Kırıldığınız yere dua sürün. Mus'ab hiçbir mükafat almadan gitti... linkedin.com/in/nazlı-süner
"SEVGİ ÜRETMEYE MECBURUZ"
Bugün önümüzde aile tablosu olarak duran tabloda, sevgi eritme açısından ürkütücü bir durum vardır. Debdebeli düğünlerle kurulu yuvalarda yaşıyoruz. Biraz mübalağa ile ifade ederek şunu kaydedebiliriz: Günümüzde bazı düğünler için hazırlanan davetiyeler, bir asır önce Anadolu'daki bir köy düğününün tamamında yapılan harcamadan daha pahalıdır. Herkesin adının özel olarak yazdırıldığı bir davetiyeden başlayan debdebe, koca bir ummandan su harcayan adam görüntüsü veriyor. Biraz daha ileri bir mübalağa ile devam ederek şu çarpıklığı da kaydedebiliriz : Bugün evlenenler arasında, evlilik öncesinde ve evliliğin ilk aşamalarında kullanılan aşk bağlılık sözleri, birbirlerine tutkunluk edebiyatlari destan olacak niteliktedir. Birbirleri uğruna ölmeye hazır aşıklardan oluşan bu ailelerin yıl geçmeden yıllanması ise anlaşılamayan çelişkidir. Severken de deli gibi, iterken de deli gibi bir nesil gelmiştir karşımıza. Sevdiği uğruna anne babayı yok sayan, nefretinin sonucu olarak ayrılıp bir ömür dul kalmayı da göze alan çarpık bakışlı nesil bu nesildir. Ailelerimizin bir sevgi israfı içinde olduğunu tartışmamıza bile gerek yoktur. Çabuk seviyor ama çabuk nefret ediyorsak bir yerden kısa devre oluyoruz demektir. Hayata ve hayatın en görkemli sırrı olan aileye bakışımız değişmiştir. Aileyi, kredi ile alınmış bir evde gülücük dağıtma şeklinde gören yüzeysel hissiyat sahibi insanların bu sonuca itirazları olmayabilir. Biz ise aileyi daha farklı görüyoruz. Daha farklı görmeye imanımızdan ötürü mecburuz. Biz aileye, yarın cennette koltuklara yaslanip sürdüreceğimiz ebedi saadetin temeli gözüyle bakıyoruz. Bizim için aile dünya değildir. Ancak dünyadan gidilebilen bir yer olan cennete gidiş kolaylığı için aile diye bir sıkıntıyı ibadet heyecanı içinde omuzluyoruz. Müminin bakışı
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Önemli"
*Ruh sağlığı alanında yaşanan sorunları sınıflayan DSM-5’e göre bir çocukta aşağıda 8 maddenin 6’sı olduğunda cinsel kimliğinden hoşnut olmama* *durumundan söz edilebilmektedir.* 1) Karşı cinsten olmayı çok isteme ya da karşı cinsten olduğu konusunda diretme. 2)Erkeklerde, karşı cinsin giysilerini giymek isteme ya da kadınsı giyime ileri derecede öykünme vardır; kızlarda, yalnızca erkek giysilerini giymek isteme, kadınsı giysiler giymeme konusunda çok diretme vardır. 3)İmgesel ve düşlemsel oyunlarda karşı cinsin yerine geçmeyi çok ister.Genelde karşı cinsin oynadığı oyuncakları, oyunları ya da etkinlikleri oynamayı çok ister.(Oyuncaklar cinsiyetsizdir. Sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için çocukların karşıt cinsin oyuncaklarına da sahip olmaları gerekmektedir. Burada söz edilen karşıt cinsin oyuncakları ile yoğun ve uzun süreli oyunlardır.) 4)Oyun arkadaşlarını karşı cinsten seçmeyi çok ister. 5) Erkeklerde, erkeksi oyuncaklara, oyunlara ve etkinliklere karşı çıkma ve itiş̧-kakış̧ oyunlardan belirgin kaçınma vardır; kızlarda, kızların oynadığı oyuncaklara, oyunlara ve etkinliklere belirgin karşı çıkma vardır. 6)Cinsel anatomisinden hiç hoşlanmama 7)Kişinin yaşadığı cinsel kimlikle eşleşen birincil ve/veya ikincil cinsel özelikleri çok isteme. 8)Cinsel kimlik oluşumu her şey yolunda gittiği takdirde, yani biyolojik yapı üzerine sağlıklı özdeşim kaynakları ve çevre koşulları sağlandığında normal olarak kazanılan bir süreçtir. ⚠️Fakat genetik aktarım, biyolojik yatkınlık, ilk çocukluk yıllarında yaşanan yanlış özdeşim, anne babanın tutum ve davranışları ile kendi kimlik algılarındaki sorunlar, babanın etkisiz ve ilgisiz oluşu ya da özdeşim kurulmayacak kadar olumsuz bir örnek olması, annenin aşırı koruyucu ve dominant bir yapısı olması, özellikle cinsel
Din
"EŞLERLE CENNET YOLUNDAYIZ"
Şu dünyanın en büyük nimetlerinden biri hatta elimizdeki nasiplerin yüzde ellisine karşılık gelebilecek nimet, erkek/kadın olarak eş vasfı ile bulunduğumuz ortamdir. Şeytan için de bizi yıpratmak isteyeceği en hassas ortam o ortam olacaktır. Eşler birbirlerinin cennet sebebi olmaları gerekirken biri diğerinin ahiretini, ahiretten önce de dünyasını yipratirsa bu ne acı bir kayıp olur. Eş cennet destekçisidir, asıl vasfı budur. Bu vasif insanın ebedi cenneti veya ebedi cehennemi niteliğinde düşünülürse külfetinin de büyük sabır gerektirecek, uzun zaman diliminde kuşanılabilecek bir mücadeleyi gerektireceği anlaşılacaktır. Müslüman eş, ilk tanışma günlerinin şirin sözlerine çevredekilerin sloganlaşmış tavsiyelerine aldanmaz. Allah yolunda bir eş sahibi olmayı kılık kıyafet veya görkemli törenlerle de yakalayabileceğini zannetmez. Hayat bile bu kadar basit değilken cennet nasıl bu kadar ucuz olabilir? Üç-beş sözle, bir-iki çikolata hediyesi ile ya da pahalı veya ucuz bir yüzükle nasıl sağlanır o ebedilik cenneti?İnsan için yaratılmışken her şey, insanın tapındığı ev eşyası nasıl mutluluk getirebilir? Yolumuz cennet ise eşlerimiz de bizim cennet yoldaşlarımızdır biiznillah. Böyle bilip böyle dayanmak zorundayız.
Din
"TENEZZÜLSÜZLÜK YANLIŞTIR"
Kimseye muhtaç olmayan, herkesin O'na muhtaç olduğu, dilediğini dilediği gibi yapan sadece Allah Teâlâdiŕ. Mahluk olmak muhtaç olmaktır. Haddini bilmeyenin burnu sürtülür. Kız olsun veya erkek olsun, ahlaklı olsun ahlaksız olsun, sağlıklı olsun, sakat olsun;anne baba çocuğuna muhtaçtır. Bugün değilse yarın muhtaçtır. Yaşarken muhtaç olmazsa, toprağın altında iken duasına muhtaçtır. Onun yapacağı salih amellerden gelecek sevaba muhtaçtır. Kibirli anne, kibirli baba tabii değildir. Anne babanın maddi gücü, şöhreti, sağlığı ne denli iyi olursa olsun, fani dünyanın sabit bir şeyi yoktur;bugün olan yarın yok olmaya adaydir. En başta, çocuğun yaratılmasını gereksiz görmek, aile düzeninde çocuğun yerini küçümsemek çizgi dışı bir anlayıştır. İnsani değildir. Çocuk sayısını, günübirlik anlayışlarla sınırlamak hatadir. Az çocuğu yeterli görmek, az çocuğun hakkının daha iyi verilebileceğini hayal etmek hatadir. Çocuğun fiziki yapısına, çocukluk tavırlarına bakarak, onun hakkında nihai kararlar vermek, onun geleceğini kapkara görmek yanlıştır. Çocuğun cinsiyetine göre ayrım yapmak da hatadir. Ne kız çocuğu beladir, ne de erkek çocuğu olduğu gibi hayırdır. Hangisinde hayir, hangisinde şer olduğunu sadece Allah Teâlâ bilebilir. Biz adaletle ve merhametle muamelemizden taviz veremeyiz. Mümin, devletin sosyal güvencesinden çok, kendi çocukları üzerine yatırım yapmalı ve onlara itimat etmelidir. Allah Teâlâ'ya itimadımızın yeri elbette başkadır. O'na tevekkül eder, O'ndan bekleriz. Ama çocuklarımızı, bizim için dünya güzelliği ve ahiret sevabına vesile kıldığını unutmayız.
Din
"ÇOCUK VE CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ"
İnsan gelişiminin önemli bir parçasını kimlik gelişimi oluşturur. Kimlik gelişimi kısaca insanın “Ben kimim?” sorusuna verdiği cevap çerçevesinde şekillenir. Küçük bir bebek büyüdükçe çeşitli kimlikler edinmeye başlar. İlk olarak bir bebeğin kendi ego kimliği gelişir. Bebek büyüdükçe ve konuştukça ‘sen’ ile ‘ben’ arasındaki farkı, yani kendi ‘ben’ini ve egosunu keşfeder. Bunun ardından çocuğun cinsel kimliği şekillenmeye başlar. Çocuk, bir erkek ya da kız olduğunu fark eder. “Ben erkeğim” ya da “Ben kızım” dediğinde cinsel kimliğini edinmiş olur. Çocuklar büyüdükçe, özellikle ergenlik döneminde milli ve dini kimliklerinin farkına varırlar. Kendilerini Türk, Kürt, Alman ya da İngiliz olarak tanımlamayabilirler. Yine bu dönemde bir dini kimlik edinebilirler. Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist vb. gibi. Ergenlik dönemindeki bir çocuk aşk, iş ve dünya görüşü anlamında çeşitli kimlik denemeleri içinde bulunur ve bu yolla “Ben kimim?” sorusunu cevaplandırmaya çalışır. Birey büyüdükçe kimlikler de artar. İlerleyen yaşlarda her birimiz mesleki kimlik ediniriz. Örneğin, doktor, mühendis, avukat, marangoz, berber ya da ev hanımı gibi. Evlenip çocuk sahibi olduğumuzda ise bir anne ya da baba kimliğine sahip oluruz. Yaşımız ilerledikçe kimliklerimize yenileri eklenir, kimi kimliklerimiz değişir, kimileri de kaybolur. Kimlik gelişiminin önemli bir bileşeni cinsel kimliktir. Cinsel kimlik, bireyin kendi bedenini ve benliğini, belli bir cinsiyet içinde algılayışı, kabullenişi; duygu ve davranışlarında buna uygun biçimde davranmasıdır. Başka bir deyişle, bireyin kadın ya da erkek olarak kendisinin farkına varması ve kendini kabulüdür. Yani erkeğin kendini erkek olarak algılaması, kabullenmesi ve buna uygun davranış biçimleri sergilemesi, kadının kendini kadın olarak algılaması,
Din