"Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir."
"Zaten, bu olaylar içinde normal olmak bir çeşit anormallik sayılmaz mı? Her devrin kendine mahsus ölçüleri vardır. Bir savaş zamanında barışta olduğu gibi yaşamak, bir inkılap devrinde statik devirlerin kalıpları içinde sıkışıp kalmak bir gaflet, bir avarelik, bir sapkınlık değil de nedir?"
Bundan mütevellittir ki, ağla yavrum ağla. Şimdi vakit, ağlamak vaktidir.
"Zira sevildiğini hisseden kadın kadar çekilmez bir şey yoktur. Kadının gerçekte namert ve kancık olan tabiatı, öyle bir safhada, âdeta öldürücü bir mahiyet alır. Yabanî kedilikten, zehirli yılanlığa geçer ve gitgide hayalimizin ölçemeyeceği kadar derin, nihayetsiz ve tuzlu kötülük denizinde gülerek çırılçıplak yüzmeye başlar."
"Talim, terbiye, iyi örnek bunların hepsi geçici şeylerdir. Ve çevre değişmedikçe insanın değişmesine imkan yoktur. Bu küçük mülâhazadan, Türkiye'deki yenilik ve garpçılık hareketlerinin neden başarısızlığa uğradığı sorununa kadar çıkabiliriz."