"Aslına bakarsanız, gerçekten aşık bir kadının kişiliği yoktur hiçbir zaman; bir kişiliği olduğunu söyler, kendini buna inandırmaya çalışır ama aslı yoktur. Hayır, sevdiği adamın kendisinde bulmak istediği kadını anlamaya, o kadın olmaya çalışır."
Sadece kadın için söylebilir miyiz bunu sanmıyorum. Aşk pek de mantığa yer veren bir duygu sayılmaz aslında, bu duygunun hükümranlığı süresince kendiniz olmaktan önce bir aşık olarak var olursunuz. Bir kadının tabiatı erkeğe oranla daha fazla duygusallık barındırdığı için göze daha fazla batıyor olabilir ama en nihayetinde cinsiyetsiz bir olgu bence. Yani zannediyorum...
"Erkekle kadın başbaşayken erkekte kadının çocuksu ağzını öpmek için yenilmez bir arzu uyandıran şeyin çoğu zaman kadının söylediği safça, hatta budalaca bir cümle olduğunu, kadının da erkeği en çok onun en ciddi, en sarsılmaz şekilde mantıklı olduğu sırada sevdiğini kim söylemişti?"
Aklıma Eduard Einstein Vakası 'ndan bir kesit geldi. Einstein, Zürih Federal Teknoloji Üniversitesinden sınıf arkadaşı Mileva Maric ile evlenmek istediğinde ailesi "Sen bir kitapsın, sana başka bir kitap değil bir kadın lazım." diyordu. Bir kadından beklenilen zeki, kültürlü olması değil aksine hafif tabiri caizse salak olması... Kültür, coğrafya, yüzyıl çok da değiştirmiyor gibi bu kanıyı. Belki bu çıkarımı yapmak için dar bir örneklem ele alıyorum, geniş çaplı bakmak gerekir ama yine de umutsuz duruyor tablo... Yazık.