Sevgili Okurum;
Sâhir, bir yolculuğun hikâyesidir; ama bu yolculuk, bir haritayla değil, kalbin fısıltılarıyla çizilir. Bu kitap, naif bir ruhun, büyülü bir gölgenin ve dalgın bir kayboluşun dansını
anlatır. Her sayfada, bir ormanın dalları arasında kaybolur,
bir nehrin yansımasında kendinizi arar, bir gökkuşağının
renklerinde savrulursunuz. Bu denemeler, bir dervişin seması gibi döner; her dönüşte, hakikate bir adım daha yaklaşırsı-
nız. Bu kitabı yazarken, bir çift gözün bakışlarında kayboldum. O gözler, çocukluk hayallerinin saflığını, ilk aşkın
titreyen heyecanını, bir sabah uyanıp her şeyin mümkün
olduğuna inandığımız o anları taşıyordu. Ama her naifliğin
bir gölgesi var; her umudun bir bedeli. Bu gölge, bazen bir
sır, bazen bir büyü, bazen bir lanet. Ve o gölgenin içinde,
dalgın bir ruh dolaşır; yolunu şaşırmış gibi görünen, ama
aslında yolun ta kendisi olan. Bu denemeler, o ruhun adımlarını takip eder. Bir ormanda kaybolur, bir nehirde yansır, bir
sevdada savrulur. Her biri, bir çiçeğin suya bırakılışı gibidir;
narin, geçici, ama sonsuzluğa uzanan. Tasavvufun semasından ilham alarak, bu sayfalar size fısıldar: Kaybolmak, bulmaktır. Dalgınlık, bir hediyedir. Naiflik, bir kalptir. Ve gölge, bir aynadır. Sâhir, bir kitaptan öte, bir yolculuktur. Bu yolculukta, kendi ormanınızı, kendi nehrinizi, kendi gökku-
şağınızı bulacaksınız. Her deneme, bir kapı aralar; her kapının ardında, kendi hakikatiniz saklıdır. Bu kitabı, kalbinizin dalgınlığına, gözlerinizin naifliğine ve ruhunuzun büyüsüne
adıyorum.