Geçmişte sessizlik bir erdemdi. Dervişler, keşişler, filozoflar sessizliği
bir disiplin, bir iç temizlik aracı olarak görürlerdi. Antik Yunan’da Sokrates’in susarak düşündüğü, Mevlana’nın sessizliğiyle tefekküre daldığı anlatılır. Sessizlik sadece konuşmamak değil, dinlemeyi öğrenmekti. Hem kendi iç sesini hem de çevresindeki dünyanın nabzını duyabilmekti.
Bugün ise sessizlik, çoğu zaman garipsenir. Sessiz kalan insan ya içine kapanık ya kaygılı ya da "eksik" kabul edilir. Hâlbuki sessizlik bir durgunluk değil; derinliğin, farkındalığın ve öz disiplinin göstergesidir.
Gürültü içinde kendini kaybeden birey, sessizlikte kendini yeniden bulabilir.
Suskunlukla Büyümek
Bazı kelimeler öğütülür insanın içine. Dışa vurulmaz, dile gelmez ama
her gün biraz daha yer eder. Erkekliğin tanımı çoğu zaman bir duvar
örmekle başlar: duygulara karşı, kırılganlığa karşı, hatta kendine karşı.
Sessizliğin inşa ettiği bir duvardır bu. Ne taşındığı fark edilir ne de
ağırlığı. Ama hep oradadır.
Henüz ilkokulda, bir çocuğun dizleri kanadığında ağlaması ayıplanır.
Halbuki canı yanmıştır. Ama yetişkinlerin sesi çok daha serttir: “Erkek
adam ağlamaz.” Bu cümle, bir yasak gibi kazınır hafızasına. O gün belki
sadece gözyaşını içine akıtır ama zamanla acıyı da özlemi da korkuyu
da yutmayı öğrenir. Duygularını gizlemek bir başarı gibi gösterilir. Oysa
o başarı değil, ağırlaşan bir yalnızlıktır.
Onlara “Z kuşağı” deniyor. Sanki harflerle sınırlandırılabilecek bir
şeymiş gibi gençlik. Oysa her genç, bir harften çok daha fazlasıdır. Bu
nesli sadece isimlerle tanımlamak, onları klişelere hapsetmektir.
Bu nesil; duygularını paylaşabilen, sınırlarını koruyan, kendi kimliğini
oluşturmak için mücadele eden bir nesil. Kalıplara sığmıyorlar çünkü
kalıpları sorguluyorlar.
Belki en çok da bu yüzden eleştiriliyorlar. Ama unutmamak gerekir:
Her devrim, önce rahatsızlıkla başlar. Belki de bu nesil, görünürde bir
kayıp değil, bir uyanıştır.
"Şehirde, koşturmacalar arasında, bir yaprağın süzülüşünü
fark etmiyoruz. Bir dostun sesindeki sıcaklığı, bir kuşun
kanat çırpışındaki ritmi kaçırıyoruz. "