Sayılar benim için bir şey ifade etmiyor. Az önce olmasıyla on sene önce olması arasında bazen hiçbir fark olmuyor. Çünkü bilirsiniz, takvimlere bakarak tayin edilen zaman sadece buz gibi bir matematiktir. Oysa özlemekler sayılmaz. Özlemekler bilhassa yalnız kaldığınızda gelir suratınıza kürekle vurur.
İnsan her şeyi unutuyor. Daha önce kimsenin ölümünü görmemiş, canının bazı parçalarını gömmemiş gibi yaşayıp gidiyor. Sonra bir şey oluyor. Sonra işte illa bir şey oluyor.
Ne söyleyebilirim ki? Gerçek hayat, edebiyatın yansıttığı diğer hayattan çok daha sıkıcı, donuk ve yetersiz göründü. Yazarlar böyle diyor, değil mi? Çok haklılar.