Marx için tüm insanlık tarihi, bir sınıf mücadelesi olarak açıklanabilirdi: Zengin kapitalist sınıf (burjuvazi) ile çalışan sınıf ya da proletarya arasındaki mücadele. Burjuvazi ile proletarya arasındaki bu ilişki, insanoğlunun potansiyeline ulaşmasını engelliyor, çalışmayı tatmin edici bir etkinlik yerine acı dolu bir şeye çeviriyordu.
Kendi hayatınızla ne yapmak istediğinizi en iyi kendiniz bilirsiniz. Bilmiyorsanız bile tek bir yaşam biçimine uymaya zorlanmak yerine, kendi hatalarınızı yapmanın daha iyi olduğunu düşünüyordu Mill.
Schopenhauer’e göre diğer insanlara zarar vermek, aslında bir bakıma kendine zarar vermek anlamına gelir. Tüm ahlakın temelidir bu. Eğer seni öldürürsem, hepimizi birleştiren yaşam gücünün bir parçasını yok etmiş olurum. Kişi bir başkasına zarar verdiğinde bu, bir yılanın dişlerini kendi etinin içine geçirdiğini bilmeden kendi kuyruğunu ısırmasına benzer. Dolayısıyla Schopenhauer’in öğrettiği temel ahlak, merhamet ahlakıdır. Tam olarak anlaşıldığında, başka insanların benim dışımda olmadığını söyler bu.
Kant’a göre ahlak sadece ne yaptığınızla değil, onu neden yaptığınızla da ilişkilidir. Doğru davranışta bulunanlar, o davranışı sırf hissettiklerine dayanarak yapmazlar: Karar akla dayanmalıdır, nasıl hissederseniz hissedin size ödevinizin ne olduğunu söyleyen akla.