Nazlıcan mızrak

Nazlıcan mızrak
@Naznaz09
Manyak bir okur….
9/10
·614 syf.··
2026 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 23:28
Alın,aldırın okuyun!! Ben başka birşey demek istemiyorum mükemmeldi herşeyiyle…. 1. Kitabını da bayılarak okumuştum zaten. Bu kitap bir aşk hikâyesi anlatmıyor. Bir çöküş ortaklığı anlatıyor. Birbirlerini iyileştirmiyorlar, aksine yaralarını kaşıyorlar. Birlikteyken güçlü değiller; sadece yalnız olmadıklarını hissediyorlar. Ve bazen insanlar bunun adına aşk diyor. Bazı sahnelerde “ayrılsalar her şey düzelir” diyorsun. Ama kitap çok net: Bazı insanlar birlikte batmayı seçer.
Lilith'in Gözyaşları IIAnna Tsintsadze · Lapis Kitap · 2025234 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·344 syf.··
2025 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 19:19
Kızımız 19 yaşında bir üniversite öğrencisi annesiyle katıldığı bir partide bir adamla tanışıyor ve adamın aslında kötü olduğunu hissediyor ama yine de annesinin onu yetiştirme tarzından dolayı annesi çok sert bir insanmış bırakıp gidemiyor ve o adam da onu kaçırıyor daha sonra kızımız satılıyor hayat hikayesi bu şekilde başlıyor iki yıl boyunca köle olarak kullanılıyor daha sonra o eve gelen adamla tanışıyor. Bu tarz bir kitap daha önce okumamıştım kitabı yarım bırakıp bırakmamak arasında çok fazla gidip geldim çünkü kadının yaşadıklarını belli bir süre sindiremedim açıkçası daha önce bir kitap daha okumuştum yalanın yemini diye onu yarım bırakmıştım hoşuma gitmemişti ama bu kitap ciddi anlamda çok sürükleyicidi seriyi tamamlar mıyım bilmiyorum ama ikinci kitabını alıp kesinlikle okuyacağım çünkü aklımda çok fazla soru işareti var yani kadının Belli bir süre sonra tanıştığı o adamın nasıl bir insan olduğunu çok merak ediyorum o yüzden ikinci kitabını da alıp okuyacağım ondan sonra karar vermeyi düşünüyorum okumak isteyenler varsa eğer yani içerisinde çok fazla cinsel saldırdığı normal fiziksel şiddet çok aşırı derecede fazla bunu bilip alıp ona göre okumasını tavsiye ediyorum onun haricinde evet ağır bir kitap ama Güzeldi yani çok mükemmel diyemem çünkü daha önce hani bu tarz bir kitap okumadığım için ama güzeldi akıcıydı sadece okurken hiçbir kadının o kadının yerinde olmasını istemem yani gerçekten çok ağır bir romandı …
PenniesPepper Winters · Pukka Yayınları · 2024617 okunma
İnsanlığı bitiren hastalık mı? Yoksa korkular mı?
8/10
·272 syf.··
2025 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 13:42
“Her Şeyin Sonundaki Ada”, insana ilk bakışta bir kaçış hikâyesi gibi göz kırpıyor ama sayfalar ilerledikçe anlıyorsun ki mesele kaçmak değil; insanın kendini duymaya cesaret ettiği o sessiz alanı bulmak. Ada dediğin şey bir coğrafya değil; insanın içindeki son sığınak, en çıplak hâli. Kitap boyunca anlatılan her küçük detay—rüzgâr, yalnızlık, yürüyüş, deniz kokusu—okura şunu fısıldıyor: “Kendinle baş başa kalmaktan korkma, çünkü en dürüst cevaplar orada.” Karakterin adaya gidişinde bir yenilgi havası yok. Tam tersine, “ben artık kendimi duymak istiyorum” kararlılığı var. Hani bazen herkesin sesi üstüne çöküyor, herkes bir şey diyor, dış dünya zorla yönlendirmeye çalışıyormuş gibi… Ada tam burada devreye giriyor: Gürültüden çıkıp kendi gerçek sesine dönmek. Ve bence kitabın en çarpıcı yanı şu: Ada çözüm değil, bir ayna aslında. Kimseyi büyülü bir şekilde iyileştirmiyor. Adaya giden kendi yarasını yanında götürüyor. Ama orada saklanacak bahane, oyalayacak kalabalık olmadığı için ilk kez yarasına gerçekten bakabiliyor. Sonlara doğru gelen fark edişler—küçük ama tokat gibi—tam da okuyucunun “hah işte şimdi oldu” dediği anlar. Çünkü karakterin yaşadığı dönüşüm, süslü bir mucize değil; herkesin içten içe bildiği, ama dile dökmeye üşendiği gerçekler. Kitap sana şunu hissettiriyor: Hayat bazen çözülmek değil, kabullenmek ister. Ve kabulleniş, insanı aslında hafifleten en büyük özgürlüktür. Son cümleyi kitap kapandıktan sonra uzun süre zihninde taşıyorsun. Ada sadece bir yer değil; bir eşik. Oradan dönen kişi aynı kişi değil. Ama en güzeli, artık olmak istediğine biraz daha yakın.
1000Kitap
Her Şeyin Sonundaki AdaKiran Millwood Hargrave · Yabancı Yayınları · 201875 okunma
Bir ergen yazmış kadar vasattı… Çok övülmüştü ama yarım bırakmayı tercih ettim. Eğer okumak isteyen varsa etkilenmesini istemiyorum yine de bir şans verebilirsiniz.
Yalanın YeminiRina Kent · Ren Kitap · 20231,571 okunma
10/10
·392 syf.··
2025 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 15:50
Hester — Bir Kadının Görülme Mücadelesi Salem’in gri sokaklarında, günahın gölgesiyle örtülmüş bir dünyada başlıyor her şey. Isobel Gamble — genç, İskoç bir kadın. Renkleri görebilen ama kendi hayatında karanlığa mahkûm bırakılmış biri. Kocası tarafından terk edilip, yabancı bir ülkede yalnız kalıyor. Yoksul, kırgın ama dimdik. Derken karşısına Nathaniel Hawthorne çıkıyor — genç, düşünceli, kelimeleriyle büyüleyen bir adam. İkisi birbirine, o zamanki dünyada yasak sayılacak bir biçimde ruhlarıyla dokunuyorlar. Ama bu aşk, bedensel olmaktan çok, ruhların birbirini tanıması gibi. Birbirlerinin yaralarını sezerek, kelimelerle ve bakışlarla birbirlerine tutunuyorlar. Isobel’in yeteneği, dünyayı kelimelerle değil, renklerle hissetmek. Ama Salem, farklı olana tahammül etmeyen bir yer. Kadınlar konuşamaz, hayal kuramaz, sadece “itaat eder.” Isobel bunu reddediyor. O, bir kadının toplumun biçtiği sınırların ötesinde kendi kaderini yazabileceğini gösteriyor. Ve o süreçte, Hawthorne’un kaleminde yavaşça bir hikâye filizleniyor — toplumun lanetlediği ama dimdik duran bir kadının hikayesi: Hester Prynne. Yani Isobel, sadece bir kadının hikâyesi değil; her susturulmuş, yanlış anlaşılan, “fazla” olduğu için dışlanan kadının yankısı. O, Kızıl Damga’nın hayaletidir — adı değişir, çağı değişir, ama özü hep aynı kalır: Bir kadın, suç sayılan bir dünyada bile kendi ışığını saklamamayı seçer. ⸻ Ve işte en çarpıcı yanı: Isobel’in hikayesi, “günah”la değil, görülme arzusuyla ilgilidir. Bir kadının, “Ben buradayım” diyebilmesinin ne kadar bedel istediğini anlatır. Toplum onu yok saymaya çalıştıkça, o daha da görünür olur — kendi rengiyle, kendi sesiyle.
Hester - Duyguların RenkleriLaurie Lico Albanese · Artemis · 202473 okunma