Ama yürümek, özümsemeye vesile olur. Durmadan yürürüz, bir dağın karşısındayken yüceliği derimizin içine nüfuz eder, ağır ağır yokuş aşağı inerken tepelerin şeklini saatler boyu soluruz. Beden ezip geçtiği toprakta demlenir. Ve böylece yavaş yavaş manzaranın içinde olmaktan çıkıp manzaranın ta kendisi olur. Bu demek değildir ki yürüyen kişi manzarada sabit, basit bir noktaya dönüşür. Daha ziyade bir aydınlanma, bir yükselme anıdır bu; bir anda parlayan ateş, tutuşan zaman gibidir. Sonsuzluk duygusu ansızın varlıklar arasındaki titreşim oluverir. Sonsuzluk kıvılcım gibidir orada.
“Çünkü hadiselerle beraber biz de değişiriz; ve biz değişince mazimizi de yeni baştan kurarız.” İnsan kafası böyleydi. Zaman, onda daima yeniden teşekkül ederdi. Hâl, bu bıçak sırtı, hem mazinin yükünü taşır, hem de onu çizgi çizgi değiştirirdi.